Yüzölçümü olarak Türkiye' nin en küçük illerinden biri olan Bolu sürprizlerle dolu bir armağan kutusu gibidir. Orada dağların arkasında göller, göllerin ötesinde ise üzerlerine saat kulelerinin, dev ağaçların, su kuşlarının gölgeleri düşen kasabalar vardır. Bu kasabalar dört mevsim dört ayrı renk cümbüşüyle karşılar konuklarını. Ve bunlardan biri, Mudumu, ahşap evleriyle size göz kırpar. Osmanlı kokuludur Mudurnu. Osmanlılardan bugüne ulaşmış bir fısıltı gibi duran kasabaya Şeyh-ül Ümran tepesinden baktığınızda; aşağıda eski beyaz boyalı evlerin, bahçelerin, camilerin kucaklaştığını görürsünüz. Derenin yakınında bir horoz da ötmese, Saat Kulesi'nin altında zamanın kımıldamadan durduğunu düşünür insan.

 

Bahçelerinde meyve ağaçları, yıldız çiçekleri, sıcak duygular yetişen; geceleri hala sobaların üzerinde mısırların patlandığı, anneannelerin torunlarına masallar anlattıkları kasabadır Mudurnu. Fasulyelerin kurutulmak için kaldırımlara serildiği, camilerden çıkan insanların kanaryalı berberlerde oturup sohbet ettiği, sincapların toplandıkları cevizleri telefon tellerinin üzerinde cambazlık yaparak yolun karşısındaki yuvalarına taşıdığı kasabadır.

         

 

 

             

Oysa, Cumartesi günleri sabahtan akşama kadar kasabadan insan sesleri yükselir. Mudumu pazarı kurulmuştur çünkü. Mevsimine göre, Kanlıca mantarından iri taneli "bomba" fasulyeye, ekşimik peynirinden Saray helvasına kadar yerel birçok yiyeceği buradan alabilirsiniz. Pazarın en önemli özelliği, kadınların ürettikleri peynir, yoğurt, reçel, Korova şurubu gibi ürünleri kendi elleriyle satmalarıdır. Yerel giysileriyle, kendilerine özgü şiveleriyle, hoşsohbet yaklaşımlarıyla Mudumulu kadınlar artık yokolmakta olan bir geleneğin Batı Karadeniz Bölgesi'ndeki son temsilcileri olarak kabul edilebilirler. Sararmış fotoğraflar renkli fotoğraflardan daha değerlidir Mudurnu'da. İş bulmak için kentlere giden çocukların ve orada doğan torunların ilkokul önlüklü fotoğrafları da komodinlerin üzerinde, eski fotoğrafların yanında durur.

Kasabayı gezerken Armutçular, Yarışkaşı, Keyvanlar ve Haytalar Konağı size anılarını anlatmaya çalışabilirler. Yada Yavuz Sultan Selim Camii'nin yoldaşı Kanuni Sultan Süleyman Camii size yanındaki yatırların söylencelerinden söz edebilir. Hepsini, herkesi dinleyin Mudurnu'da; demircileri, bakır ustalarını, saç soba imalatçılarını, kızılcık reçeli yapan yaşlı kadınları, ağaçları, kuşları da. . . Geçmişte bir ipekböceği gibi hayatı örerken, bugün bir kıyıda unutulmuşluğun hüznüyle, arnavut kaldırımlarını sessiz insanların adımladığı kasabadır Mudurnu...
Mudumu evlerinden birine konuk olup kahve içerken, söz dönüp dolaşıp köşede duran üzeri el işiyle süslenmiş sandığa geldiğinde, ev sahibi sizi kendine yakın bulursa onu açar ve "el emeği, göz nurları"nı gözünüzün önüne serer. O bindallılarda, oyalarda, dantel işlerinde Mudumulu gelinlerin dile getirilemeyen öyküleri yazılıdır. "Giyilmemiş çamaşırlar nasıl kokar bilirsin, / Sandık odalarında" diye başlar ya hani "Kapalıçarşı" adlı şiirine Orhan Veli; Mudurnulu genç kızlar da, annelerinin çeyiz sandığını açarken o kokuyu duyarlar. Sandıktan çıkan uçkurlar, göynekler, oya yemeniler, yağlıklar ve diğerleri
oraya yüz elli yıl önce konmuştur. Göz gönenir, el öğünür bu emeğin karşısında.
Soma kasabanın dışına doğru uzanın. Yollar sizi üç göle götürecektir: Abant Gölü, Sülüklügöl ve Karamurat Gölü. Abant, belki de Türkiye'nin en çok tanınan gölü. Haftasonları göl çevresindeki otellerde konaklayanlar eşofmanlarıyla yürüyüş yaparken, faytonlar sevgilileri taşıyor. Yukarılarda ise, TV verieisinin bulunduğu tepeden yamaç paraşütçüleri kendilerini boşluğa bırakıyorlar.

   

 

 

Sülüklügöl ise, adı nedeniyle ürkütücü duygular uyandıran, ama görüldüğünde alışkanlık yapan bir turkuaz su. Kocaman yapraklı bitkilerin ve karaçarnların arasından karşınıza çıkıyor. 1200 m rakımlı gölde bir zamanlar yaşayan sülükler, göle atılan balıkların yemi olunca ortadan kalkmışlar. Gölün içinde birer direk gibi duran ağaç gövdeler şaşırtıcı manzaralar yaratıyor. Baharda, onların üzerinde güneşlenen su kaplumbağalarını görebilirsiniz.

 Mudurnu'ya gelenler yolda yürürken karşılaştıkları, tanımadıkları insanların kendilerini sıcak bir gülümseyişle selamlayışlarına şaşırıyorlar. Her ne kadar Mudurnulular bahçelere kilimlerin serildiği, samanyolunun altında çaydanlıkların fokurdadığı, mahallelinin cümbür cemaat geceyi karşıladığı eski günleri unutamıyorlarsa da; kentlilere, karşılık beklenmeksizin verilen bir selam bile yetiyor.

 

                                  ANA SAYFAYA DÖNMEK İÇİN TIKLAYIN.