T.C.
İSTAN BIL ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
TÜRK İKTİSAT TARİHİ AN A BİLİM DALI
TEMETTÜ AT DEFTERLERİNE GÖRE
İ2oiı !844^
MUDURNU KAZASININ SOSYOEKONOMİK YAPISI
( Yüksek Lis;ui5 Tf/.i ) ^"
Hazırlayan:
Mehmet EKİNCİKLİ
Danışman: Prof.Dr.Tevfik GÜRAN
İÇİNDEKİLER
ÖNSÖZ
KİSALTMALAR
BİBLİYOGRAFYA
GİRİŞ
A-XIX.Y.Y.ORTALARINA KADAR MUDURNU KAZASININ TARİHÇESİ.................... 1
I- Türk Hakimiyeti Öncesinde Mudurnu ve Mudurnu Adı.................... 1
[I- Ticaret yolları ve Mudurnu şehri,
a)
Ticaret yollan üzerinde Mudurnu........................... .r........................................ 3
b)
Mudurnu şehri ve Kalesi................................................................................... 6
III-Türk Hakimiyetinde Mudurnu,
a)
Anadolu Selçukluları ve Beylikler döneminde Mudurnu............................... 9
b)
Mudurnu'nun Osmanlı hakimiyetine girmesi................................................. 14
c)
Mudurnu'da Voyvodalık Dönemi ve idari Değişiklikler............................... 26
B- OSMANLI MALİYESİNDE DÜZENLEME VE TEMETTUAT SAYIMLARI ....28
I. BÖLÜM
XIX Y.Y ORTALARINDA MUDURNU'NUN SOSYAL YAPISI....................................... 44
I- Demografik Yapı.
a)
Nüfus yapısı ve Toplam Nüfus,......................................................................... 45
b) Mahallelere Göre
Nüfusun Dağılımı............................................................... 49
II- Sosyal Yapı,
a)
Mudurnu'da Ahilik ve Esnaf.................................................. t................................... 55
b)
Mudurnu esnafı................................................................................................. 5S
ba) Esnaf grupları.................................................................................... 61
a)Mudurnu'da İğneci Esnafı ve İğne imalatı.................................... 63
bb) Mahallelere göre esnafın dağılışı..................................................... 67
c) Hane reislerinin mesleklere göre dağılımı..................................................... 69
III- XIX.v.v. Ortalarında Mudurnu'da Vakıflar................................................ 71
II. BOLUM
X3X. Y.Y. ORTALARINDA Ml.DlRNl'MN EKONOMİK YAPISI
I- Hanelerin Gelir Kaynakları.......................................................................... 73
a)
Esnaflık-Ticaret ve işçilik............................................................................... 74
b)
Çiftçilik......................................................................................................... 75
c)
Ortakçılık...................................................................................................... 76
d") Rant................................................................................................................. 76
II- iMesleklere Göre Gelirin Dağılımı............................................................ 77
a)
Mal Üreten Esnaf......................................................................................... 78
b)
Hizmet Üreten Esnaf.................................................................................... 78
c)Alıp - Satıcı Esnaf........................................................................................ 79
d)
Ziraatla
Uğraşanlar........................................................................................ SO
e)
Diğer.............................................................................................................. 81
III- Tarımsal yapı ve Toprağın dağılımı,
a)
Toprak Miktarı ve Mahallelere göre dağılımı ,.......................................... 83
b)
Toprağın Kullanım Alanları itibarıyla dağılımı,......................................... 85
c) Toprağın Tasarruf
Şekilleri,.......................................................................... 86
d) Tarım Ürünleri........................................ ;..................................................... 87
IV- Hayvancılık,
a)
Büyükbaş....................................................................................................... SS
b)
Küçükbaş,....................................................................................................... 90
c) Diğer............................................................................................................... 91
IILBÖLÜM
GELİRİN VERGİLENDİRİLMESİ , VERGİ YÜKÜ. I- Vergi Türleri.
a)
Vergi-i mahsusa............................................................................................. 93
b)
A1 şar............................................. '................................................................ 94
c)
Adet-i ağnam.................................................................................................. 95
Il-Vergilerin Bileşimi , Vergileme.
a)
Mesleklere göre vergiler,............................................................................. 96
b) Hanelere göre
verginin dağılımı.................................................................. 9S
SONUÇ..................................................................................................... ....100
EKLER
ÖNSÖZ
İktisadi gelişme, aynı zamanda bir sosyal değişmedir. İktisadi kalkınmayı şehirleşme ve sanayileşmeden soyutlamak mümkün değildir. Şehirlerin, iktisadi gelişmeyi olumlu yönde etkiledikleri de bilinmektedir.
Osmanlı devleti dönemini konu alan ve günümüze kadar yapılan iktisat tarihi araştırmaları içinde ekonomik açıdan hareketli, büyük liman ve ticaret şehirlerine ehemmiyet verildiği görülür. İmparatorluk topraklan içinde sayılan oldukça fazla olan ve devletin idari olduğu kadar ekonomik yapısını da önemli ölçüde etkileyen kazalar hakkında ise fazlaca araştırma yapılmamıştır. Bu araştırmaların çoğalması. Osmanlı Devleti'nin genel iktisadi yapısı hakkındaki bilgilerimizi artıracaktır. Bu çalışmada, Mudurnu kazasının seçilmesinin asıl amacı da budur. Bunda yöre hakkında ayrıntılı ve yeterli araştırmalar yapılmamış olmasının da etkisi vardır.
Çalışmamızda Osmanlı Devleti'nin temellerinin atıldığı Doğu Roma'nin Bitinya topraklarında kurulmuş olan Mudurnu kasabasının snsyo-iktisadi özellikleri verilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın esas kaynağını teşkil eden "Arazi. hayvanat ve Temettuat Defterlerinden (1261 H / 1 S44 M) iktisadi ve sosyal değerlerdirmelere temel teşkil eden bilgiler alınmıştır.
Çalışmanın gayesi; XIX.y.y. ortalarında Mudurnu kasabasının idari, iktisadi ve sosyal yapı özellikleri hakkında sayısal veriler ortaya koymak ve bu verilerden faydalanarak bazı değerlendirmeler yapmaktır. Bu değerlendirmeler yapılırken Temettuat defterleri yanında. Osmanlı devri kaynak eserleriyle birlikte, kasabaya uğrayan seyyahların verdikleri bilgilerden de istifade edilmiştir.
Çalışma, giriş, kısmıyla birlikte toplam dört ana bölümden meydana gelmektedir. Giriş bölümü iki kısımdan oluşur. İlk kısımda kazanın tarihçesi anlatılmış ve daha önce bu konuda bir araştırma yapılmadığı için bu kısım biraz uzun tutulmuştur. Giriş bölümünün ikinci kısmında ise Temettuat sayımlarına temel teşkil eden, Tanzimat öncesi ve sonrası yapılan çalışmalar ile bu
sayımların gerekçesi, sebepleri ve
uygulamaları hakkında bilgiler verilmiştir.
Ayrıca
sayımlarda tutulan defterlerin muhtevalarıyla , yazım teknikleri hakkında
da
bilgiler verilerek örnekler sunulmuştur. '
I.Bölüme kazanın sosyal yapısı hakkında bilgiler verilerek başlanmış, bilahere kasabanın nüfus yapısı, nüfusu ve mahallelere göre nüfusun dağılımı işlendikten sonra, o yıllarda kazanın sosyal yapı öğelerinden olan ve bazı kalıntıları halen kaza'da yaşayan Ahilik ve Mudurnu esnafı ilişkileri hakkında da bilgi verilmiştir. Bu bölümde ayrıca kaza esnafı, esnaf grupları, esnafın mahallelere ve mesleklere göre dağılımları da işlenmiştir. Bölümün son kısmında ise. kazada o yıllarda mevcut vakıfların sahip oldukları gayr-ı menkuller hakkında bilgi verilmiş ve ayrıca o yıllarda hizmet veren vakıfların bir listesi eklenmiştir.
II. Bölümde. Mudurnu'nun ekonomik yapısı ele alınmış ve ana kaynaklardan derlenen bilgilere göre kazada yaşayan hanelerin gelir kaynakları, mesleklere göre gelirin dağılımı, tarım yapısı ve toprağın dağılımıyla kazada yapılan hayvancılık faaliyetleri hakkında bilgiler verilmiştir.
III. Bölümde ise, temel kaynağımız Temettuat defterlerinden istifadeyle kazadan tarh olunan vergiler hakkında kısmi bilgilerle birlikte, vergi türleri, verginin gelire oranları verilmeye çalışılmıştır.
Ekler kısmında metni destekleyen belgelerden çeşitli örnekler konulmuştur.
Mehmet. EKİNCÎKLİ
I
|
. |
KISALTMALAR |
|
BOA |
-Başbakanlık Osmanlı Arşivi f |
|
TD |
-Tapu Tahrir Defteri |
|
ÎA |
-İslam Ansiklopedisi |
|
VD |
-Vakıflar Dergisi |
|
TM |
-Türkiyat Mecmuası |
|
MEVT) |
-Milli Eğitim Vakfi Dergisi |
|
T.D. |
-Tarih Dergisi |
|
T.E.D. |
-Tarih Enstitüsü Dergisi |
|
T.T.K. |
-Türk Tarih Kurumu |
|
TDVİA |
-Türkiye Diyanet Vakfi İslam .Ansiklopedisi |
|
İ.F.M. |
-İktisat Fakültesi Mecmuası |
|
a.g.e. |
-adı geçen eser |
|
a.g.m. |
-adı geçen makale |
|
a.g.t. |
-adı geçen tez |
|
Vd |
-ve devamı |
|
S |
-sayfa |
|
V |
-varak |
|
çev. |
-çeviren |
|
haz.-» |
-hazırlayan |
|
bak. |
-bakınız |
|
ML. |
-Maiiye |
|
CRD. |
-Ceride |
|
VRD. |
-Varidat |
|
TMT. |
-Temettuat |
|
T.C.T.A. |
-Tanzirnattan Cumhuriyete Türkiye Ansiklopedisi |
BİBLİYOGRAFYA
I. ARŞİV VESİKALARI
Başbakanlık Osmanlı Arşivi.
a)ML.VRD.TMT.,
nr.4401,4402.4405,4406.4408,4410,4413.4416,4413. 4420,44203.4421,4423.4426,4430,4431,4432.17250 b)Cevdet Evkaf,
nr. 11725.! 1742 c)Tapu Tahrir Defteri.
nr.5 1 d)Kamil Kepeci,
nr.5919.59SC) e)ML.CRD..
nr.37û.2O71
EL YAYINLANMIŞ VESİKALAR ve KAYNAK ESERLER
Ahmet VEFÎK. Tekalif Kavaidi.ILDersaadei. 1330.
AŞECPAŞAZADE . Bozoklu Osman ŞAKIR
Ebubekİr b.Behram ed
DüvEEŞKİ.
Evliya ÇELEBİ,
Hoca SADETTİN Ef.. İbn BATUTA, Katip ÇELEBİ, Mehmed KESRİ , Mustafa Nuri Paşa,
Aşıkpaşaoğlu Tarihi.(N.Atsız neşri),Ankara 1985. Sefaretname.Miliet Kütüphanesi.Aİi Emiri.Tarih S22. Cihannuma zeyli. Britislı Library.nr, 1030. Seyahatname.c.IlL İstanbul I9S5. Tac-üt-tevarih.Rauıp Paşa. nr.977. Seyahatname.ı'M.Şerif Paşa tec).İstanbul 1325. Cihannuma.fMüteferrika neşri).İstanbul 1145(1732)' Cihannuma.SüIeyrmmiye.Esad Ef Kit..nr.2O8O. Netavic ül-vukuat. 1 .Ankara 1979.
Nasuhü's-Silahi (MATRAKÇI), Beyan-ı Menazil-i Sefer-i Irakeyn,(Hz.H.G.Yurdaydm).
Ankara 1976. Kastamonu Vilayet Salnamesi.Kastamonu 1321.
Müstakil Bolu Livası Salnamesi.Bolu 1337-1338.
|
III. ARAŞTİRMA VE İNCELEMELER AKDAĞ, Mustafa , Türk Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası. Ankara 1975. AKGÜNDÜZ, .Ahmet, |
AYDIN, Mahir,
AYKUT, Nezihi, AYVERDİ, E.Hakkı, BARKAN. Ö. Lütfi .
CAFEROĞLU, Ahmet. ÇADIRCI, Musa.
ÇAĞATAY, Neşet ,
DANIŞMEND. LHami. DARKOT, Besim, EYİCE, Semavi, FAİK HÜZHET,
Osmanlı Kanunnameleri ve Hukuki Tahlilleri, I - III, İstanbul 1990.
"Sultan II. M ah mu d DönemindeYapılan Nüfus Tahrirleri", Sultan II. Mahnuıd ve Reformları Semineri.İstanbul 1990, s.Sl-107.
"IV.Murad'ın Revan Seferi Menzilnamesi".T.D..sayi 34, İstanbul 19S4.S 183-245.
"Mudurnu'da Yıldırım Bayezıt Manzumesi ve Taş Vakfiyesi", VD..V. Ankara 1962.
XV. ve XVI. asırlarda Osmanlı İmparatorluğunda zirai ekonominin hukuki ve malı esaslım.Kanunlar List. 1943.
"Tarihi Demografı Araştırmaları ve Osmanlı Tarihi" ,TM.X. (İstanbul 1 cJ53).s. t i-13
""İlk Anadolu Varan Kültürü Kumcuları".TM. XVII. İstanbul 1972.1-12.
Tanzimat Döneminde Anadolu Kentlerinin Sosyal ve Ekonomik yapılan.Ankara 1991.
"Tanzimattan Cumhuriyete Ülke Yönetimi". T.C.T.A., I.
s.210-231.
"Ahiliğe Anadohıckıki Biçimini Veren Olaylar". MEVD. XXX. I'.»-20
İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi.I.htanbul 1971. "Bolu"mad.İA.lI. 707 ■■ 709. Tarihte Bolu.İstanbul 1975.
"Temettü Vergisi", Ulum-u İktisadiyye ve îctimaiyye Mecmuası. 1-4. İstanbul 1324. (Bolu İl Halk Kütüphanesi, eski eserler,nr.23034).s.2S9-314.
GÖYÜNÇ, Nejat, GÜRAN, Tevfık,
![]()
J. Von Hamrner,
KAFESOĞLU. İbrahim .
KARAL, E. Ziya,
KARAMURSAL, Ziya. KAYNAR, Reşat.
KONRAPA. M.Zekai
KONUKÇU, Enver.
KÖPRÜLÜ. M.Fuad
KÜTÜKOĞLU, Mübahat S.,
"Hane Deyimi Hakkinda",T.D.,s.32,(îstanbull979),' S.33 1-34S*
t
Tanzimat Döneminde Osmanlı Maliyesi; Bütçeler, hazine
hesapları.! 1841-1S61). Ankara 19S9.
"Ondokuzuncu yüzyıl ortalarında Ödemiş Kasabasının snsyo-ekonomik özellikleri".Ö.L.Barkan1 a armağan.İ.F.M.,
41/l-4.(ismnbul iL-'S5j.s.301-32O.
"Osmanlı İmparatorluğunda Ondokuzuncu yüzyıl ortasında bir kırsal bölgede Ekonomik ve Sosyal yapı(Filibe sancağı Knyunrepe nahiyesine bağlı dokuz köy üzerinde yapılmış bir karşılaştırma çalınması [.Fransızca olarak Bulgaristan'da yayınlanan makalenin yazanndaki Türkçe müsveddeleri.
Osmanlı Tarihi.L{Çev.M.Ata).İstanbul 1991. Selçuklu Tarihi. İstanbul 1972. "Selçuklular"maıL!A.X.s.353—4 lö.
Osmanlı İmparatorluğunda ilk nüfus sayımı-1S3 1. Ankara 1943.
Osmanlı Mali Tarihi Hakkında Tetkikler,Ankara 1989. Mustafa Reşit Paşa ve Tanziirîat.Ankara 1985. Bolu Tarihi. Bolu 1900.
"Tarih Bölümü"*. Cumhuriyetin 70. yılında Bolu. Bolu 1993..s.5-14.
Osmanlı İmpanuoriuğunun Kumlusu. İstanbul 1981.
Osmanlılarda Narh Müessesesi ve 1640 tarihli Narh Defteri.İsıanhul 1CJH3.
" 1640 Tarihli Narh Defterine Göre İstanbul'da Çeşitli Eşya. ve Hizmeı Fiyatlan".T.E.D.,LX, (istanbul 197S).s.l-86.
"Osmanlı Sosyal ve iktisadî Kaynaklarından Temettü Defterleri".XII.T.T Kongresi basılmakta olan tebliği, Ankara 199-4
Erdoğan ,
=ORHONLUn Cengiz , i, M.Zekt,
. D. Edgar,
^, Steven, /ŞAHÎLLÎOĞLU, Halil,
|
|
Ali -Yaşar Yücel
IİSİSÜMER, Faruk. «ŞEMSETTİN Sami.
||:TANSEL, Selahattin,
tSfgTEKİNDAĞ, M.C.Şehabettin
ffTEXİNER, Charles. â|fTOGAN, Z.Velidi . ;'
::^|TOZDUMAN, Arzu .
§|TUĞLACIn Pars,
g, Osman
flJÇAROL, Rıfat,
Müslüman-Turk Devletleri Tarihi. İstanbul 19S6. "Bolu".TDVIA.L\t\s.277-.
Osmanlı Turih Deyimleri ve Terimleri SÖzlüğüJ-lII.
İstanbul l^N.V
An HistoncMİ Geouraphy of the Ottoman Empıre, Leıden \912.
Haçlı Seferle.i Tarihi, 1. (Çev.Fikret Işıltan),
.Ankara
"IVMuradii; K.ıûdiit Seferi Menzilnamesi".TTK.Belgeler. II.sayı 3-4.Aııkam I%7.s.i-o7
Türkiye Tarihi - Fetih. Selçuklular ve Beylikler Dönemi. Ankara
OûıızLır (Tiir^ıv.er.İer) Tarihlen-Buy Tcşkılatı-Destanian.
istanbul lı-';Si
Kamus-ı Türki. 1-11.İstanbul 131".
Tanzimat Dönemi Osmanlı Vergi Sistemi. İstanbul 1990.
Osmanlı Kaynaklarına Göre Fatih Sultan Mehmed'in Siyasi ve Asken Faaliyeti. Ankara 19S5
"Süleyman Pa.^'mad.. İA. XI. 100-194. K.üçük Asya.<(,' :v Ali Suad).İstanbul 1339. Umumi Türk T irilime Giriş. Isıanbul 1981.
Aydın Güzelhıs,-nnın Sosyal ve iktisadi Duaımu f 1844). İ.Ü.Sos.Bil.En.v .Osmanlı Vlüesseseleri ve Medeniyeti Tarihi Anabil i m Dalı. Yüksek Lisans Tezi.tstanbul 1992.
Osmanlı Şehirleri. İstanbul 19S5.
Selçuklular Zamanında Türkiye Tarihi. İstanbul 1984.
Siyasi Tarih. İstanbul 1985.
UNAT, F.Reşit, UZUNCARŞILI, İ.Hakkı WİTTEK, Paul,
YÜCEL, Yaşar,
Osmanlı Sefirleri ve Sefarelnaineleri. Ankara 1987
Osmanlı Tarihi,I, Ankara 1982.
t
"Osmanlı İmparatorluğunun Kuruluşu"(Çev.F.Berktay), istanbul 1085.
XIII-XV.Yüzyıllar Kuzey-Batı Anadolu Tarihi, Çoban-OuLiüan,Çandar-Oğu!ları Beylikleri.Ankara 198Ü.
Başbakanlık Osmanlı Arşiv Rehberi. Ankara 1992.
Tme! Türkçe Sözlük, istanbul 10S5
GİRİŞ
XIX. Y.Y. ORTALARINA KADAR MUDURNU KAZASININ
TARİHÇESİ
/ - Türk Hakimiyeti Öncesinde Mudurnu ve Mudurnu Adı,
Yakın zamanlara kadar yapılan arkeolojik araştırmalar ile yazılı belgeler ve tarih kaynaklarından edinilen bilgilere göre, Mudurnu tarihi Bithnialılar ile başlam aktadır1.
M.Ö.ki asırlarda meydana gelen Trak göçleri neticesi Kuzey Batı Anadolu'nun verimli topraklarına yerleşen halk, Bithyn'ler olarak biliniyordu. Yukan sakarya havzası olarak da bilinen bu bölgeye sonraları Bithnia adı verildi. Bu ad daha sonraki yüzyıllar boyunca Roma ve Bizans dönemlerinde de kullanıldı".
Enver Konukçu , "Bolu
'nun tarihçesi "Cumhuriyetin 70. yılında Bolu, Bolu 1993, s.7, Semavi Eyice , Tarihte
Bolu, İstanbul 1975,s.ll " Konukçu , a.g.m., aynı yer.
Eyice ; a.g.e. s. 12.
M.Ö.279 yılına kadar küçük asya topraklarının hemen tamamında olduğu gibi Bithniada muhtelif milletlerin akınlarına maruz kaldı. M.Ö.279 - M.0.74 yıllan arasında geçen yaklaşık iki asırlık sürede bu bölgede Bithnia krallığı hüküm sürdü0"
Bithnia krallığının diğer şehirleri ile birlikte Mudurnu'nun da bağlı olduğu Bithnium/Bithynion (Bolu) M.Ö.74ıden itibaren Roma hakimiyetine girdi. 395'de Roma imparatorluğunun ikiye ayrılması sonucu tüm küçük Asya topraklan gibi Mudurnu da Doğu Roma (Bizans) topraklan arasında kaldı4.
Malazgirt zaferi sonrası bazı Türk komutanlar .Anadolu içlerine akınlar düzenlediler5. XI. yüzyıl sonlanna doğru Batı Anadolu'da da görülmeye başlayan Türk güçleri karşısında Bizanslı yönericiler bazı önlemler almaya çalıştılar. Haçlı seferlennin de devam ettiği bu yıllarda bilhassa başşehir İstanbul'un kapısı durumundaki Kuzey - Batı .Anadolu topraklarında kale yapımına önem veriyorlardı.
Türk akıncıları Bolu - Gerede - Mudurnu hattına kadar gelmişler ve Selçuklularla Bizans bu hatta komşu olmuşlardı. Bizanslı yöneticiler İstanbul'dan Anadolu'ya uzanan yollar üzerinde bilhassa bu bölgedeki kontrollerini sıklaştırdilar, savunma tedbirlerini artırdılar.
Kastamonu ve Ankara yönünden gelen yoğun Türk baskısı karşısında Modrene (Mudurnu), Dadastana (?) ve Dablis (?) kalelerine büyük önem verdiler1.
Mudurnu Adı
Mudurnu kazası, Kuzeybatı Anadolu'nun diğer bazı yerleşim yerleri gibi, tarihin ilk çağlanndan itibaren gözde bir iskan merkezi olmuştur. Bu bölgeye yerleşen muhtelif milletler elinde, şehir değişik isimlerle anılmıştı. Comopolis, Modreae, Modrene, Swe Modrenae, Mutarni, Matarni ve Mudurlu bu şirin ilçemizin tarih boyunca kullandığı birçok isimden bizim tesbit edebildiğimiz birkaç tanesidir. Bu
3 Konukçu .a.g.m., s.8.
4 Konukçu .a.g.m., s.9.
s İbrahim Kafesoğlu . Selçuklu tarihi. İstanbul 1972.S.63.
ri Konukçu , a.g.m. .s. 11.
7 İsmail Hami Danişmcnd .İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi .[.İstanbul 197I.S.501. Pars Tuğlacı .Osmanlı Şehirleri. İstanbul 1985. 5.248, Charles Texiner .Küçük Asya.(Çzv. Mı Suad).İstanbul 1339.5.265.
i isimlerden Comopolis Rumca iki kelimenin, yani "küçük şehir" ve "kaPeli
î ' ■ '
>r şehir" kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiştir3.
} //- Ticaret Yolları Üzerinde Mudurnu Şehri
i
* a) Ticaret Yolları ve Mudurnu
t
f Mudurnu, coğrafi konumu ve Kuzey - Batı .Anadolu'da ticaret yollannın bir kavşak
I noktası olması sebebiyle büyük önem taşır. Eski çağlardan Bizans ve Selçuklu
f dönemlerine kadar geçen yüzyıllar boyunca bir bataklık olan Adapazan ve Düzce
t ovalan kervanlara ve ordulara geçit vermiyordu'1.
İ
* Günümüzde olduğu gibi yüzyıllar öncesinde de yolların seçiminde zaman
i faktörünün büyük rol oynadığını görürüz. Bir dönem; Erzurum ve Üsküdar avni-arz
derecesinde olmalanna
rağmen İstanbul'dan hareket eden bir kervan süneye Ereğli'ye
kadar iner, sonra tekrar kuzeye yönelirdi.
Anadolu'da zaman içinde ticari hareketliliğin artması sonucu bu yol ekonomik
olmadığından daha kısa bir yolun aranmasına sebep oldu. Böylece Osmanlılann ilk
devirlerinde ve hatta Bizans ve Roma devirlerinde mevcut olan bir cadde yeniden
canlandı"\ Sözkonusu yol İzmit'ten başlayarak Sapanca üzerinden Geyve'ye giden
cadde ile Göynük - Mudurnu - Bolu ve Gerede üzerinden geçen eski Osmanlı
.
Karadeniz caddesinin birleştiği yol idi. Bu yol mahalli tali yollarla Merzifon. Niksar ve
oradanda Erzurum'a uzanıyordu".
' Osmanlı Devletinin kuruluş yıllannda, daha başkent Bursa iken Kütahya'da son
bulduğu belirtilen yoldan başka (ki bu yol komşu Danişmendli ülkesine giderdi)
ülkenin dört bir yanma şu yollardan
ulaşılıyordu;
a) Bursa - İznik - Geyve - Göynük - Mudurnu - Bolu üzerinden12
s Texiner .a.g.e..s.266.
9 Konukçu .a.g.m.. s. I
"J Nasuhü's-SÜalü(Mattakçı).£ifva/7-f Menazil-i Sefer-i
Ankaral976.s.55, Steven Runciraan Jfaçlt Seferleri Tarihi, I. (Çev.F.IŞILTAN).Ankara 1986.
.Harita I-III. " Matrakçı, aynı yer. 12 İsmail Hami Danışmend jzahlı Osmanlı Tarii Kronolojisi.I.İstanbul 1.971.s.50 L.
Tuğlacı .OsmanlvŞehirleri,, s.248.
İsfendiyaroğüllan başkenti Kastamonu'dan geçerek Sinop'a,
t
b)
Bursa - Eskişehir - Ankara - Çorum üzerinden Amasya ve Doğu Anadolu'ya,
c)
Bursa - Mihalıç - Balıkesir - Bergama üzerinden Manisa ve İzmir'e,
d)
Bursa'dan Çanakkale'ye giden, yollar13
Osmanlı Devleti Rumeli'de topraklarım genişletip, İstanbul'u aldıktan sonra Anadolu yarımadasını da Fırat nehrine kadar ele geçirmişti. Bu geniş topraklara gerektiği şekilde hakim olmak isteyen Osmanlı hükümdarları, yollara birinci derecede önem veriyorlardı. Osmanlı Devletinin genişleme döneminde ticari - askeri amaçlarla kullanılan ve menzillerinden* biri de Mudurnu olan. Osmanlı yol sisteminin sol kolu Kuzey Kervan yolu çok işlekti'4.
Bu yol İstanbul'dan Erzurum'a ve aradan da İran'a ulaşan yoldur. Sapanca'dan itibaren: Mudurnu, Bolu, Amasya üzerinden Tokai'a. sonra Şebinkarahisar. Kelkit. Aşkale yoluyla Erzurum'a ulaşır. Bu yolun Sivas'dan Diyarbakır'a ve oradan Irak'a uzanan bir kolu da vardır".
Osmanlı geleneksel yol sisteminde üç ana yol görüyoruz. Bunlardan biri yukarıda bahsettiğimiz sol kol veya kuzey kervan yoludur. Diğerleri ise ; Göynük , Beypazarı , Ankara, Amasya üzerinden doğu ve güneye giden orta kol ve Eskişehir, Konya, Adana yoluyla Suriye'ye ulaşan sağ koldur. Osmanlı ordularının doğu ve güney
seferlerinde bu yollan kullandıklarını menzilnamelerden öğreniyoruz.
Mudurnu, yollar üzerinde bir kavşak noktası olarak ticari yönü ağır bassa da bu işlek yol sistemi içinde askeri bir menzil olarak da dikkat çekmektedir.
Osmanlı devleti zamanında; ordu ile birlikte sefere giden bazı kalem sahiplerinin, ordunun konakladığı menzilleri, bu menziller arasındaki mesafeleri ve menzil-şehirlerin sosyo ekonomik yapılan hakkında bilgi verdikleri eserlere "Menzilname""5 denir.
13 Matrakçı, a.g.e.,
s.54.
* Menzil: Yol güzergahında ordunun konaklayabileceği genişlikte .günlük yürüyüş takaüna uygun ve yeterli miktarda su bulunan konaklama yerleridir. Geniş bilgi için bak;Halil Sahillioğlu , "TV. Mumd'ın Bağdat Seferi MenzilnameA'? T.T.K.BeIgeler.ILAnkara 1967. s.l. M Matrakçı ,'o.g.e., s.56 15 Cengiz Orhonlu . "Bolu ".TDVÎA. c .6. s.277. 'Daha ganiş biJgi için bak: Sahillioğlu .a.#.m..aynı yer.Nczihi Aykut. "IV.Murad'ın Revan Seferi
Bu eserlerden bazılarında Mudurnu hakkında az da olsa bir kısım bilgiler vardır. Sultan IV.Murad 1635 Mart'ında çıktığı Revan seferi dönüşünde kuzey kervan yolunu kullanmış ve Bolu1 dan sonra "Dibekhanı - Mudurnu ve Çavuşköyü" adlı üç ayrı menzilde konaklamıştır17. Yine IV.Murad 1638 Bağdat seferi dönüşünde orta kol'dan istanbul'a ulaşmış. Sadrazam Kara Mustafa Paşa'yı ise kuzey yolundan göndermiştir. Sadrazam bu yolda Gerede ve Çağa'dan sonra Mudurnu'da konaklamıştır1".
Bundan başka o günün şartlarında bilhassa uzun yıllar süren savaşlar sonrası, İran ile muhtelif görüşmeler ve elçi teatileri olmuştur. Bu elçilik seyahatlerinde genellikle orta kol yolu kullanılmıştır19.
Bir istisna olarak; 1S11 yılında elçilik göreviyle İran'a giden Yasincizade ve beraberindeki elçilik heyeti sol kolu (kuzey yolunu") takip etmişlerdir. Sefaret heyetinden Osman Şakir Efendi özel ilgisi dolayısıyla Üsküdar'dan Merzifon'a kadar heyetin geçtiği yerlerin ve konakladığı menzillerin, yol boyunca rastlanan belli başlı şehir ve kasabalarla, meşhur mevkilerin resimlerini çizmiştir. Eserinde buraların tabii ve tarihi halleri hakkında toplu bazı bilgiler de vermektedir".
Sefaretnamede yer alıp sayılan 3l'i bulan renkli resimlerden bazıları sırasıyla
şunlardır;
Üsküdar, Kartal, Gebze, Hereke hanı, izmit. Sapanca. Geyve, Taraklı,
Tirebolu, Mudurnu. Bolu.
Köroğlu çeşmesi. Gerede, Bayındır,.................
Eserde Mudurnu'nun resmi 10. sırada yer alır kaza hakkında fazlaca bir bilgi verilmemiştir. Bir önceki menzil olan Göynük'den hareket eden elçilik heyeti, sekiz saat sonra Mudurnu'ya ulaşmış, elçi Yasincizade'yi kaza müftüsü, müellifi ise kaza ayanının kethüdası misafir etmiştir1.
Men-ilnomesi",T.D..34
.İstanbul 1984. s.183-246. Matrakçı .a.g.e., s.jlv.d.
'' Aykut .a.g.m.. s.244n. I8
,a.£./n.. s.10.
ıp Faik Reşit Unat. Osmanlı Sefirleri ve Sefaretnamelcri,Ankara 1987, s.59.84.S6,203. -"Unat,a.g.L\, S.20İS. 21 Bozoklu Osman Şakir ,Safaretnamejstanb\ıl .Millet Kütüphanesi.Ali Emiri .Tarih 822.V.İ9.
h)Mudurnıı şehri ve Kalesi
Mudurnu şehri hakkında kaynaklarda bol malumata rastlanmaz. Şehrin XVIÎ.y.y. ortalanyla XIX.y.y. başlarındaki durumu hakkında ise başlıca dört kaynakta malumat vardır2. Bunlardan biri Ebubekir bin Behram ed-Dımeşki'nin. Cihannüma zeylidir ki eserde Mudurnu hakkında şu bilgilere rastlıyoruz.
"İstanbul'dan beş merhale ve Bolu* dan bir menzil cenuba cüz'i inhiraf ile garba, çıplak iki yüce dağ deresine düşmüş, arzen ol dereyi ihata idüp bir miktar ol dağlar eteklerine yapışmış tulen bir mil kadar uzanır. Vasatından bir nehir geçüp ayağı Sapanca kurbunda nehr-i Sakarya'ya karışır. Kasaba eşçar ve gülistan içre düşmüştür"23.
Bu paragraFı okuduğumuzda sanki bugünkü Mudurnu'nun anlatıldığı duygusuna kapılırız. Mudurnu, tarih boyunca Bursa (İstanbul) - Kastamonu - Sinop ticaret yolu üzerinde yer alıyordu14, İstanbul'dan beş merhale* uzaklıkta olup, Bolu'ya bir menzil mesafedeydi. Coğrafi konum itibarıyla batı yönünde az bir kayma ile Bolu'nun güneyinde yer alıyordu. Kasaba ağaçsız iki dağ arasındaki vadide kurulmuştur. Vadi içinden geçen derenin sağında ve solunda yerleşim alanı oluşmuş, evlerin bir kısmı da dağların eteklerine doğru yayılmıştır.
Dere boyunca yerleşim uzunluğu bir mil kadardır. Kasaba ortasından geçen dere Sapanca yakınlarında Sakarya nehriyle birleşir. Şehir ağaçlık ve çiçek bahçeleri içindedir. Bu bilgilerden anlaşıldığına göre Mudurnu çevresindeki dağlar XVII.y.y. ortalarında da ağaçsız idi. Ancak Mudurnu halkı günümüzde olduğu gibi o zaman da yeşili ve tabiatı sevmiş, çevre dağlar ağaçsız olsa da evinin çevresinde müsait olan yerlerde ağaçlar dikerek ve çiçek bahçeleri oluşturarak şehrin bir gülistana benzetilmesini sağlamıştır.
22 Ebubekir bin Behram ed
Dımeşki .Cihannüma zeyli .Londra Bntısh library. lÜ3O.v.33a.Katip
Çelebi .Cihannüma .(Müteferrika neşri).İstanbul 10 Muharremi 145(3 Temmuz I732)s.652vd Evliya Çelebi. Seyahatname ,c.III..İstanbul 1985.,.s.888. , Bozoklu .a.g.e., aynı yer
23 Dimeşki. a g.e..v.33a
.Katip Çelebi .a.£.e..s.652.
21 Konukçu
.a.g./«..s.l4.
* Merhale :Bir konaklık .yani bir yolcunun orta bir yürüyüşle bir günde gidebileceği mesafe yerinde kullanılır bir tabirdir.ortalama olarak sekû saat itibar edilir.Daha geniş bilgi için bak:Mchmet Zeki Pakalın .Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü .II.s.481.
Eserde kazanın onbir mahalleden oluştuğu zikredilir. Şehirde iki hamam vardır, hamamlardan biri çifte (kadın - Erkek), diğeri yekta (tek) dır. Merkezde, Yıldırım Bayezid, Asıl Bey ve Sultan Süleyman (Yenicami) tarafından yaptırılan üç cami vardır. Kasabanın ortasında Yıldırım Bayezid tarafından yaptırılan bir medrese ile dere üzerinde bir köprüden de bahsedilmekle birlikte bu iki eser günümüze ulaşmamıştır. Şehirdeki evler ahşaptan olup sakf (çatı) lan da yine ahşapla örtülüdür5.
Mudurnu'dan 1650'li yıllarda geçip, Kaza'nm mahalle ve hane sayısı hakkında verdiği bilgiler kendisinden önceki ve sonraki kaynaklan tutmayan Evliya Çelebi'nin gözlemleri ise şöyledir. Şehir onyedi mahalledir, Kale dışındaki şehirden "aşağı Şehir" olarak bahseden Evliya, şehrin dere kenannda iki taraflı kayalık vadide kurulduğunu belirtir. Seyahatnamede de diğer gözlemciler gibi şehri bağ ve bahçeler içinde şirin bir yer olarak tasvir eder.
Evliya Çelebi, şehirdeki ev sayısını da 3000 olarak verir. Aynı zamanda bu evlerin çoğunluğunun ahşaptan olduğunu, kargir olan az miktardaki hanelerin de çatılannm diğer evler gibi ahşapla örtülü olduğunu yazar. Seyyahın verdiği ev sayısı nüfusa çevrildiğinde, Mudurnu nüfusu 15000 kişi olması gerekir ki bu rakamlar da, mübalağacı üslubuyla tanınan Evliya'nın herhalde böyle bir abartmasidır6.
Evliya Çelebi. Kazada tarihi eser olarak yalnızca Yıldinm Han camii ve medresesıyle üç han ve hamamdan bahseder. Mudurnu kalesi hakkında ise 'ıüçgen şeklinde tek kapılı bir kaledir" der. Mudurnu kalesinden günümüze pek İz kalmamakla birlikte geçmişte önemli bir bina olduğu aşikardır.
Kale. Bursa tekfuru tarafından yaptınlmıştr7. Kalenin müstahkem bir yapı olduğu"8, şehrin kuzey doğusundaki dağ üzerinde, şehre hakim bir noktaya kurulu olduğu rivayet edilir. Kalenin üç tarafı surlarla çevrili olup, bir tarafı yüksek uçurum olduğundan sur yapılmamıştır. O yıllarda kale içinde birkaç evle birlikte bir de cami
"* Dımeşki . aynı yer .Katip
Çelebi ,aymyw. ^ Evliya ,a.g.e..s.887 "' Konukçu ,a.g.m.,s. 16. "H
Aykut .a.g.m..s.244n.
vardı. Kalenin şehirle irtibatını sağlayan yol oldukça bozuk olup, ulaşım güçlükle sağlanıyordu29.
Şehrin içme suyu kale civarından oluklar vasıtasıyla temin ediliyor ve şehir içindeki çeşmelerle halka sunuluyordu'"0. Osmanlı yönetiminden önce şehrin su ihtiyacı Düzce yolu üzerindeki ormanlık bölgeden karşılanıyor ve yol kenarında su kemerleri bulunuyordu31.
XVII. asır ortalarında kasaba çarşısında gelip giden yolcuların konakladıkları iki han bulunuyordu. Ayrıca merkezden iki mil uzakta yol üzerinde Rüstem Paşa'nın yaptırdığı Dibek Hanı da yine yolculara hizmet veriyordu"". Dibek Hanı aynı zamanda bir menzil noktası idiM. Kazanın tahıl ekilebilir arazileri İstanbul (batı) tarafındaki ovada idi. Bağ ve bahçeleri ise kazanın doğusunda şehir dışından itibaren vadi (dere) boyunca uzanıyordu'"4.
XIX. asrın başlarında İran'a giderken Mudurnu'dan geçen bir elçilik heyetinde yer alan Bozoklu Osman Şakir Efendfnin Sefaretnamesinde Mudurnu'nun bir resmi olmakla birlikte resim şehrin özelliklerini yansıtmaz""1. Resim 4.5 x 9.5 ebatlarında olup Mudurnu'yu bir ovada kurulu gibi tasvir etmiştir. Resimde bir cami ile kırk elli civarında tek veya iki katlı ev görünmektedir. Şehir hakkında başka malumat da yoktur.
Günümüzden üçbuçuk asır önce de Mudurnu'nun bugünkü halinden pek de farklı olmadığı yukarıdaki bilgilerden anlaşılmaktadır. Ancak geçmişte şehrin gerek ticari gerekse sosyal açıdan bugünkünden daha hareketli olduğu bir gerçektir.
![]()
![]()
20 Dımeşki .aynı yer.
Katip Çelebi .aynı yer. Evliya .aynı yer. 3IJ Dımeşki «aynı yer,
Katip Çelebi .aynı yer. 31 Texiner .a.g.e.,s.266. " Dımeşki ,oyn/.ver .Katip Çelebi .aynı
yer. 33 Aykut .aynıyer.
Dımeşki .aynı yer ,Kaüp Çelebi .aynı yer. 35Bozokİu.a.g.e..v.iyb.
Ül- Türk Hakimiyetinde Mudurnu, a) Anadolu Selçukluları ve Beylikler Döneminde Mudurnu,
Orta Asya bozkırlarından ayrılıp, batı yönünde göçeden Türkmen kütleleri Malazgirt zaferi sonrası Bizans kontrolünün kaybolduğu Doğu Anadolu'ya yerleştiler. Ancak burada kalıcı değillerdi. Selçuklu ailesinden başta Süleyman şah olmak üzere birçok komutan, Anadolu'yu tamamen ele geçirmek için akınlar yapıyorlardı. Öyleki zaferden yedi yıl sonra, 1078'de İznik Türklerin eline geçmişti"1 .
Bu süratli ilerleyiş karşısında Bizans ileri gelenleri ne yapacaklannı şaşırdılar. Bizans tebeasınm boşalttığı yerlere Türkmen'ler hemen yerleşiyorlardı. Bizans'ın imdadına haçlılar yetişti.
XI. y.y. haçlı seferleri sonucu Türkler, İznik başta olmak üzere Kuzey Batı Anadolu'yu terkettilerse de XII. y.y'da kalıcı olarak yeniden geldiler. Anadolu Selçuklu devletinin kurulmasından sonra mücadele devam etti. Aynı dönemde
ICafcsoğlıı .Selçuklu Tarihi. s.64.
10
Melikşah'ın ölümüyle birlikte. Büyük Selçuklu devleti de dağılmış, Doğu. ve Güneydoğu Anadolu'da bir kısım beylikler kurulmuştu. Anadolu Selçuklu devletinin Kuzey ve Batı Anadoludaki kalıcı hakimiyeti (1176) Miryakefalon zaferi sonrasında gerçekleşti" .
Sultan II. Kılıçarslan ve oğlu Mesud'un Bizans topraklarında giriştikleri sistemli fetih hareketleri sonucu Selçuklu - Bizans sınırı Bolu ve Mudurnu'nun içinde bulunduğu Kuzey Batı Anadolu topraklan olmuştu. Bazı tarihçiler Bolu ve çevresinin II. Kılıç Arslan zamanında (1196) Selçuklu topraklarına katıldığını söylerlerse de bu konuda kesin bilgiler elimizde mevcut değildir78. XIII. y.y.'m ilk çeyreği İçinde Sinop'un ele geçirilmesi ile (1214) Selçuklu devletinin Kuzey ve Batı sının Kastamonu'nun batısından Devrek - Bolu - Eskişehir - Kütahya ve Denizli'yi içine alan bir yay şeklinde uzanıyordu'^.
Bunu takip eden yıllarda konar göçer Türk oymaklarının yoğun olarak buralara gelmeleriyle bölgenin Türkleşme süreci başladı. Anayurttan Anadoluya akan kütleler tamamen göçmenlerden oluşmuyordu. İçlerinde eski yurtlarında çok uzun zamandan beri köy ve hatta şehir hayatına geçmiş gruplar da vardı. Bunlar yeni yerleştikleri topraklarda aynı hayat şartlarını devam ettiriyorlardı. Eğer köylü iseler hemen köyler kurarak ziraî istihsale başlıyor, şehirliler şehirlere yerleşerek esnafa karışıyorlardı40.
Köyler etnik veya dini özelliklere göre oluşuyordu, birçok köy belli bir aşiretin, belli şubelerinden gruplar tarafından iskan ediliyor ve emik kimlikler köy adlarında muhafaza edilivordu41, Bu adlara tüm Anadolu'da olduğu aibi Mudurnu-Bolu çevresinden de örnekler vermek mümkündür; Çepni, Dodurga. Avşar, Kızık, Bayındır, Alpagut, Eyrnür, Kınık, Yıva, v.s. bu etnik kimliği en iyi şekilde gösteren isimlerdendir42.
37 İbrahim Kafesoğlu ."Selçuklular"
mad..İ.A..lü. s.381.
Osman Turan ,Selçuklular Zamanında Türkiye Tarihi. İstanbul 1984.S.262. Orhonlu,a.g./«.,s.276., Ali Sevim- Yaşar Yüczl.Türkiye Tarihi,Fetih, Selçuklu,Bey İlkler öfjne/m",Ankara L989.S.224.
Yaşar Yücel JCIII.X\''.y.y.Kuzay-Batı Anadolu Tarihi, Çobanoğullan.Çandaroğulları bevlikleri.. Ankara L980.S.34
M.Fuad Köprülü .Osmanlı İmparatorluğunun Kuruluşu. İstanbul 1981.s. 100. ^ Köprülü ,a.g.t\, s. 101. 12 Faruk Sümer ,Oğudar(Türkmenler)Tarihleri-Bny Te.ykilatı-DestanlanAstanbu.1 1980.S.432 v.d:
II
Türkler tarafından ele geçiriliş tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber Mudurnu Ve çevresi XIII. y.y. başlarından itibaren Türk kütlelerinin iskanına maruz kaldı. Bolu ve Mudurnu bölgesine ikinci büyük göç Moğol ordularının XIII. y.y. ortalarında Anadolu'ya girmeleriyle başladı. Kösedağ savaşı (1243) sonrası Türk boylan Kuzey -Batı Anadolu'ya şu yollarla geldiler;
l)Kastamonu - Devrek - Karadeniz Ereğlisi, 2)Gerede - Bolu - Mudurnu - Geyve, 3)Bataklıklarla kaplı Düzce ve Adapazarı ovalan.
Türkler Moğol ordularının nüfuz edemediği bu dağlarla kaplı bölgeye yerleştiler, tşte bu göçlerden sonra, hala Bizans'ın elinde bir kivi şehri olan Kdz. Ereğli'sine İstanbul'dan karayoluyla gitmek artık mümkün değildi "\
Anadolu'nun Moğol işgaline uğraması ve Anadolu Selçuklu devletinin Moğol hakimiyetini tanıması üzerine, uc'larda görev yapan beyler bağımsızlıklarını ilan ettiler. Ancak bu bağımsızlık gerçek bir bağımsızlık değil. Selçuklu hakimiyetinden bağımsızlıktı. Bu beyler de Selçuklular gibi Moğol (İlhanlı) hakimiyetini tanıyor ve İlhan'a yıllık vergi veriyorlardı. Yeni kurulan bu beylikler istiklallerinin tadını pek çıkaramadılar. Anadoludaki İlhanlı genel valileri bu beylikler üzerinde ağır baskılar uyguladılar44.
Anadolu'da Moğol istilası başlamadan önce Sultan I. Alaüddin Keykubad zamanında Söğüt'bölgesine yerleşen (1231) Ertuğrul Gazi ve beraberindekiler bu bölgede tutunmaya çalışıyorlardı45. Bu tarihten yüzyıl sonra, yani XIV. y.y'm ilk çeyreğine kadar, Osmanoğullannın yakın çevrelerinde etkin olmakla birlikte, Anadolu siyasi tarihinde fazla ağırlıkları olmamıştır. Babası Ertuğruİ Gazi'nin ölümünden sonra başa geçen Osman Gazi durumunu güçlendirmek için Selçuklu ordusuyla bazı seferlere katıldı. Bu seferlerden biri de Osman Gazi güçlerinin Mudurnu çevresinde ilk defa göründükleri 1291 yılında gerçekleşti.
Konukçu; a.g.rn..s.
12.
A.Sevim-Y.Yücel ,a.g.e..s.2\.
Ahmet Akgündüz, Osmanlı Kanunnameleri ve Hukuki Tahliileri.Üstanbul L990.S.255.
12
Osman Gazi bu seferde Selçuklu ailesi arasındaki bir taht mücadelesi ö sebebiyle
t
Sultan II. Mesut'la birlikte, hareket etmişti47. Bazı kaynaklarda sözkonusu seferin bu bölgeye yapılmış bir akın olduğu ve birçok ganimetler ele geçirildiği de iddia edilmektedir48. Ancak bu konudaki ağırlıklı görüş Osman Gazfnin II Mesutla birlikte hareket ettiği yönündedir. İlhanlı idaresi bu dönemde Anadolunun ova kısımlarına vasıtasız tahakküm ederken, batı ve kuzey - batı Anadolu'daki dağlık bölgeleri (ucat) bu bölgelerdeki güçlü beylikler veya bizzat Selçuklu sultanlığına havale etmişti .
1314 yılında İlhanlı valisi Emir Çoban Sivas yakınındaki Karanbük'te Anadolu beylerini topladığında Osman Bey (Gazi) Germiyanoğluna tabi olup onunla beraber gelen beyler arasında yer almıştı30. Bu bilgi bizde XIV. asrın ilk yıllarında kuzey - batı Anadolu'nun Germiyanoğlu nüfuzu altında olduğu kanaatim uyandırmakladır. Yine bu yıllarda Bizans'ın Germiyan beyliğine yıllık vergi ödediği ve diğer Anadolu beylerinin bu güçlü beylikden çekindikleri de kayıtlarda zikredilmektedir \
Bu tarihlerde Mudurnu ve civarının da bu güçlü Türk beyliğinin egemenlik sınırlan içinde olması muhtemeldir. Zira, kazaya bağlı Geminos (Çavuşderesi)'2 köyünde Germeyan adını taşıyan vakıf mezraalar olduğu belgelerden anlaşılıyor J. Bu vakıfların Germiyanoğlu nüfuzunun ağır bastığı XIV. yüzyılın ilk yıllanndan kalmış olması ihtimal dahilindedir.
XIV. y.y'ınilk yansında .Anadolu, sosyal olduğu kadar siyasi olarak da oldukça kanşıktır. Mudurnu ve çevresinin Türkleşmesinde İlhanlı .Anadolu valisi Emir Çoban ile oğlu Demirtaş büyük rol oynamışlardır. Bu iki valinin Anadolu'nun iç kısımlarında sürdürdükleri baskılar sonucu, göçer Türkmen kütleleri dağlarla kaplı Mudurnu çevresine sığındılar. Önce dağlarda saklandılar. Moğol baskısı hafifleyince ovalara inerek köyler kurdular veya mevcut köylere yerleştiler.
_ Zeki Velidi Togan. Umumi Türk
Tarihine G/n.y.İstanbuI 1981.5.337
' Togan .a.g.e., s.328.Erdoğan Mercii, Müslüman Türk Devletleri Tarihi. İstanbul 1985. s. 13 1.
Danışnıend, a.g.e., s.4. 4* Togan M.g.e.. s.327.
'Togan .a.g.e., s.337.
^ Köprülü .a.£.c, s.81. '" BOA.ML.VRD.TMT.nr.4426 . v.ib.CKarye-i Geminos nam-ı diğer Çavuşderesi)
3 BOA .Cevdet Evkaf.nr. 11725.nr. 11742. '
![]()
Verdiği bilgiler 1330 senelerine ait olan müverrih Ebu'I-Fida, Rum ve İstanbul
t
hududundaki ayn teşekküller sıfatıyla Candaroğlu.Karaman ve Hamidoğlu beyliklerini saydığı halde Orhan Bey ve beyliğinden bahsetmez54. Mudurnu havalisi İlhanlı hükümdarı Ebu Said Bahadır Han'ın 1335'de vefatına kadar İlhanlı umumi valilerine vasıtasız tabi olmuştu". Bu tarihten sonra XIV. y.y. ortalarına kadar ise "'ucat" olarak zikredilmiş ve Umur Bey idaresinde yazılmıştır.
1335-1336 yıllarında Uc'larda hüküm süren beylikler ve dayandıkları ordu miktarları hakkında Zeki Velidi Togan1 in kaydettiği şu malumat ilginçtir: "tbn Fadlullah al-UmarTnin biri Anadolu'lu diğeri Ceneviz'li iki raviden naklen verdiği malumata göre, Mudurnu yakınındaki Göynük karahisannda 3000 askeriyle Emir Çakü"'" adlı bir bey"in hakim olduğu belirtilmektedir.
Emir Cakü adından da anlaşıldığı üzere İlhanlı ashndandır. Göynük'ün yeri tarif edilirken Mudurnu adı zikredilmesine rağmen. Mudurnu'ya kimin hakim olduğu ve asker miktarı belirtilmemiştir. Bu da bize bu yıllarda Mudurnu ve civarında bir başka beyliğin mevcut olabileceği intibaını veriyor. Bu döneme ait birkısım kaynak ve araştırma eserinde sözkonusu yıllarda Mudurnu ve Bolu havalisinde UMUR HAN adını taşıyan bir beylikle karşılaşıyoruz.
Göynük XIII. y.y. sonlarına kadar Umur han idaresinde idi. Umur Han soyundan gelenler Taraklı ve Mudurnu'yu bilahere ele geçirmişlerdi117. 1333 yılına kadar Bolu da Umur han beyliği elindeydi'8 ve Umur handan sonra başa geçenler Göynüksün doğusunda (Mudurnu) yerleşmişlerdi59.
Bu bilgiler ışığında Göynük hakimi Emir Cakü'nün Umur han soyundan bir idareci olup, beyliğini Göynük'den idare ettiği düşünülebilir. Bir diğer ihtimalde Umur han ve soyundan gelenlerin İlhanlı devletinin bu bölgedeki idarecileri olabilecekleridir. Bölgede tam hakimiyet tesis edememekle birlikte merkezle irtibatın sağlanmasını, vergilerin toplanmasını kontrol ve temin etmekle yükümlü olduklannı kabul edebiliriz.
[_ Z.V.Togaivdan naklen
.a.g.e..s.337. " Togan ,a.g.e.,s.324 .Y.Yücel ,a.g.e..s.5. ~h Togan ,a.g.e..s.3
17.
Donald Edgar Pitcher An Hısiarıcal Geography ofthe Ottoman Empırt» .Leıden 1972.S.32.
Danışmend ,a.e.e.,I_s.ll. " Pıtcher .a,g.e.,s.31. 55 Pıtcher ,a.£.e..s.2y.Danışmend .a.#.t'..I.s.2O.
14
Umur han ve yakın çevresindeki Uykud Alp, Kongur Alp gibi bölge idarecilerinin bu bölgedeki İlhanlı tımarlıları olmaları da ihtimal dahilindedir111.
1349-1350 senesine ait İlhanlı bütçe hesabında, Orta Anadolu vilayetleri ismiyle Karaman, Germiyan, Eğridür, Hamidoğlu, Orhan, Sinop, Denizli, Gerede - Bolu, Umurbey ve Kastamonu, el-ucat olarak zikredilmiştir61. Bu kayıtlardan Osmanlı devletinin XIV. y.y.'ın ortalarında henüz tam bağımsız olmadığını ve İlhanlı devletinin de Gerede - Bolu ve Umur han (Göynük - Mudurnu) gibi bölgeleri kendi kontrolünden çıkmış olarak görmediği anlaşılıyor. İlhanlı hazinesine senelik vergi Ödedikleri de bu kayıtlarla sabittir62.
b) Mudurnu'nun Osmanlı Hakimiyetine Girmesi,
Mudurnu tarih boyunca ticari ve stratejik önemi, coğrafi konumu itibariyle belirli bir öneme sahip olmuştu. Bu sebeple kuzey - batı Anadolu toraklarının önemli bir yerleşim merkezi olarak sürekli akınlara maruz kaldı. Osman Gazi'nin görevi, babası Ertuğrul Gazi" den devraldığı İlk yıllarda. Anadolu Selçuklu hanedanı arasındaki taht mücadelesinden dolayı Mudurnu civarına bir sefer yaptığını yukarıda belirtmiştik. Bu ilk seferden sonra Osman Bey, Mudurnu çevresine zaman zaman akınlar tertipledi ve Umur han beyliği hakimiyetindeki"' bu bölgeyi kendi nüfuz sahası içine almaya çalıştı'14.
Mudurnu yönüne yapılacak bir akına çıkmadan evvel eski Harmankaya tekfuru olup ihtida eden Köse Mihale de danışan Osman Gazi ondan şu cevabı alır; "Beyim, Sorkun üzerine Sancakaya'dan, BeştaşTdan gidelim ki Sakarya suyunu geçebilelim. Hem gaziler bize ol tarafdan gelirler. Mudurnu ilini vurmaya kolaydır, hem o il mamurdur. Samsa Çavuş da oraya yakın yerdedir, ona haber idelim ki fırsat olduğu demde bize haber etsin"65.
'Togan .fl.g.e..s.. ■Togan ,a.g.e..s331.
I-Hakkı Uzunçarşılı .Osmanlı Tarihi .L Ankara 1982.s.I14n. Damşmend .n.£.e.,I.s. 11. 64 Pıtcher,fl.?.e..s.37.
Mehmed Neşri .Cihnnnuma .Sülcymaniye Ktb..Esad Efendi Kitaplığı .nr.208.0. v.l5b .Hoca Sadettin Ef. .Tac-üt-tevarih .Ragıp Paşa KLnr..977.v.I9a . Aşıkpaşaafclu Tarihi.U.Alsız neşri. Ankara 1985.S.23.
1313 yılında ihtida ettiği rivayet edilen Köse Mihal'in bir müşavir olarak bölgeyi
t "nasıl iyi tanıdığı ve daha da önemlisi, yoğun göçlerden bu yana geçen bir asırlık zaman
zarfında bölgenin coğrafi adlarına vanncaya kadar Türkleşmesi dikkati çekmektedir. Ayrıca Osmanlı akınlarına gönüllü olarak katılan gazi'lerin (gaziyan-ı rum)* de bu bölgeden gittikleri sözkonusu ifadeden anlaşılmaktadır.
Osman Gazi'nin Mudurnu çevresine yaptığı her akınında ona yardımcı olan bir Türk beyi görüyoruzfifi. Samsa Cavus: Mudurnu tarihinden bahsedildiğinde ilk akla gelen şahsiyet şüphesiz o'dur. Samsa Çavuş XIII. y.y.'ın İlk yansında Ertuğrul Gazi ile birlikte Bithnia topraklanna gelmişti. Başında bulunduğu Türkmenlerle birlikte önce İnegöl taraflarına yerleşmek istediyse de o çevrede tutunamayıp döndü, Mudurnu ve Göynük arasına yerleşti0'.
Samsa Çavuş "yarar ademleri ve kardeşi Sülemiş ile bu bölgede oturup" çok iyi bir çevre edinmiştir. Bu bölgedeki hakimiyeti, tartışmalı olan. Umur han topraklarında yerleşmiş ve bölgedeki küçük Rurn tekfiirlanyla iyi ilişkiler kurmuştur .
Samsa Çavuş'un şahsiyeti hakkında elimizde kesin bilgiler mevcut olmamakla birlikte, Mudurnu ve çevresindeki Türk iskanını organize etmiş, bu bölgenin Türkleşmesinde çok büyük hizmetler vermiş bir Türk alp-erenidir. Devrin kaynaklannın naklettiklerine göre Osman Gazi yaptığı bir akın sonrasında "buraları sana emanet ediyorum" diyerek bu kıymetli insana gereken önemi vermiştir'9.
Yaptığımız araştırmalara göre, bölgede müstakil bir yönetim tesis etmiş olan Samsa Çavuş'un topraklanna o hayatta iken Osmanlı beylerince ciddi bir taarruz yapılmamıştır. Çevredeki önemli hemen tüm kalelerin ele geçirilmesine rağmen Göynük ve Mudurnu çevresine dokunulmamıştır. Osman Gazi'nin bu bölgeyi ele geçirmede yavaş davranmasının sebebi, herhalde baba yadigan bu alp-erene duyduğu saygıdan olsa gerekdir.
Menbalann Samsa Çavuş hakkında XIV. asnn ilk çeyreği sonlanna doğru artık bilgi vermemeleri bu tarihlerde vefat ettiğini gösterir. Bugün Mudurnu - Göynük yolu
66 |
Daha geniş bilgi için bak:Köprülü ,a.g.e..s . 144 v.d 1 J.Von Hammer .Osmanlı Tarihi. I.(Çev.M.Ala)İstanbul 1991.S.6. " H.Sadettin , aynıyer., Aşıkpaşaoğlu ,a.g.Lj..s.23 .Uzunçarşılı ,a.g.e..s.I06 .
Aşikpaşaoğlu , aynı yer .Sadettin . aynı yer .Neşri .a.^.c.v. 15b.Konukçu .a.,£j..c.s. 13.
Aşıkpaşaoğlu ,aynıyer .Neşri .aynıyer .
ID
üzerinde bulunan Çavuşderesi köyünün. Samsa Çavuş'un mekanı ve
buradaki türbenin
.de onun kabri olduğuna dair yaygın bir
kanaat vardır . '
Mudurnu çevresine ilk ciddi Osmanlı akınlarının l3203den sonra Konuralp tarafından yapıldığı biliniyor. Mudurnu ve civarının bu akınlar sonrası , Osmanlı nüfuz alanına girmesi 1323 M (723 H) yılma rastlar. Kaynaklara göre Osman Bey'in son yıllarında, Konuralp çıktığı seferle Akyazı, Konrapa, Bolu, Gerede ve Mudurnu'yu Osmanlı ülkesine kattı. Konuralp'in ülke topraklarına kattığı bölge bilahere kendisine tımar olarak verildi71.
XIV. y.y. Anadolu'nun siyasi bakımdan çok kanşık olduğu bir dönemdir. Bu karışık ortamda tüm .Anadolu'da olduğu gibi kuzey-batı bölgesinde de hakimiyet bölgeleri sık sık değişmektedir. 1323 yılından 1328'de vefatına kadar " Konuralp Bolu - Mudurnu bölgesinde hakim olmuştu. Bu tarihten sonra bölgenin yeniden Osmanlı nüfuz alanından çıktığı anlaşılıyor.
1333 -1335 yıllarında bölgeden geçen Tancalı seyyah İbn Batuta. Göynüksün Orhan Bey idaresinde olduğunu7"' söylemesine rağmen Mudurnu, Bolu ve hatta Gerede için böyle bir ifade de bulunmamaktadır.
Yaklaşık aynı tarihlerde yine bölgede bulunan bir başka seyyah. Cenevizli Domenicho Doria, 1332 yılına ait bir kaydında "Göynük hisarında Emir Cakü'nün 3000 asker ve Gerede'de Şahin Bey'in 5000 atlı askeri vardır, Bolu Beyi ucartan ayn olarak İlhanlı naipliğine bağlıdır"74 notuyla konuya açıklık getirir.
Her iki seyyah da Gerede beyi için, herhangi bir yönetime bağlılık notu düşmezken İbn Batuta adını, Şah Bey olarak verir75. Şahin ve Şah adlan arasındaki yakınlık seyyahlann aynı şahısdan bahsettiklerini ortaya koyar. İbn Batutanm bölgeden geçtiği tarih, Doria'dan 2-3 yıl sonraya rastlar. Herhalde Cenevizli seyyahın geçtiği tarihte Göynük1 de Osmanlı hakimiyetinde değildi, İbn Batuta Göynük'ü Orhan Bey toprağı
''' Neşri ,a.g.e.,v.22b. Aşıkpaşaoğlu
,a.g.e..s.38 ?Neşri M.g.e..v.26b «Hoca Sadettin Ef. .Tacü't-tevarih
.1,
(İ.Parmaksızoğlu neşri), Eskişehir 1992 .s.53. Besim Darkot ."Bolu"mad. İA,II,s.7O8 .Akgündüz, - a.g.e.,s.255, Konukçu.a.g.m..s.23. _* Danişmend .a.g.e..I,s.l6.
I İbn Batuta .Seyahatname .(M.Şerif Paşa tere),İstanbul 1325 .s.345. "_ Togan .a.g.e.,s.317.
İbn BaLuta ra.g.e..s 350.
17
olarak belirtmiştir fakat Göynük hakkında yazdıkları
diğer yerleşim yerleri hakkında
yerdiği
bilgilerle uyuşmamaktadır. '
Bölgede seyahati süresince, uğradığı her şehir ve kasabada ahi zaviyelerinde konaklamış^ hatta ara menzillerde dahi ahi zaviyelerine ve Türkmen köylerine rastlamıştır. Kendisine ahi zaviyelerinden rehber verilmiş ve bir sonraki menzile ulaşması sağlanmıştır70. Bu kadar yoğun Türk varlığı karşısında Göynük'de idareciden başka müslüman olmadığını belirtmesi dikkat çekicidir. Göynük hakkında verdiği bilgiler çok kısıtlı olup. bir kış günü herhalde akşam üstü ulaştığı kazanın kenar mahallelerinde hristiyan bir kadının misafiri olmuş ve şehir merkezi hakkında da hiçbir bilgi vermemektedir .
Göynük'den sonra uğradığı Mudurnu hakkında yazdıklarına dikkat edilirse bu şüphe haklılık kazanır. Mudurnu şehrine bir Cuma günü indiklerini, şehir merkezindeki ahi zaviyesinde yer bulamayıp sıkıntı çektiklerini, çarşıya inmelerini, alışverişte karşılaştıkları ilginç olayları gayet tafsilatlı anlatır™. Bu dönemde Mudurnu ile Göynük arasında sosyal açıdan bu denli farklılık olması herhalde imkansızdır.
O tarihlerde Göynük'ün seyyahın anlattığı şekilde olması da mümkün değildir. Bir kış günü süratli bir şekilde Göynük'den geçtiği anlaşılan seyyahın şehir hakkında yeterli bilgi edinemediği düşüncesi daha haklı çıkmaktadır.
İbni Batuta seyahatnamesinden asıl öğrendiğimiz ise, Mudurnu ve çevresindeki yoğun Türk varlığıdır. XIV. asrın ilk çeyreğinde, bölgenin Türkleşme süreci tamamlanmıştı. Türkler yalnızca kırsal kesimde ve köylerde değil, şehir merkezinde de yaşamakta, hatta ticaretle meşgul olmaktaydılar79.
Bu tarihlerde Mudurnu kalesinin Türklerce ele geçirilip geçirilmediğini bilmemekle beraber bir Rum tekfurun idaresinde de olsa, sur haricinde, varoşlarda ve çarşı alışveriş merkezinde Türkler oldukça etkinlik sahibidir80.
™ İbn Batuta .a.g.e..s.344.
77 İbn Batuta .a.g.e..s.345.
78 İfan Batuta ,a.g.e.,s.346.
79 İbn Batuta ,a.g.e.,s.347.
Hfl İbn Batuta ,avnıyer..Danışmcnd .n.£.e.
.I.5.11.
fer--" f-rri-.-:--
1328 -1338 yıllan arasında geçen on yıllık dönem Mudurnu ve civan açısından
t
karanlık bir dönemdir. Mudurnu'da Osmanlı hakimiyetinin yeniden tesisi hususunda da kaynaklar hemfikir değildir. Bazı kaynaklara göre Mudurnu .Taraklı ve Göynük'le
birlikte 1331 yılında Süleyman Paşa tarafından Umurhan beyliğinden alındı81.'Bu husustaki ikinci tarih 1333 yılıdır ki yine Süleyman Paşa. amcası Alaaddinin ölümü üzerine bir süvari birliği ile çıktığı seferde Taraklı, Göynük ve Mudurnu'yu savaş yapmadan ele geçirmiştir**".
Mudurnu'nun Osmanlı .topraklarına yeniden katılması hususunda en fazla üzerinde durulan tarih ise, şüphesiz 1337-38 yıllandır. 1337'de İzmit'in fethinden sonra. Süleyman Paşa; Taraklı. Göynük ve Mudurnu üzerine yürüdü ve savaşsız (amanla)^ aldığı bu yerler, bilahere kendisine tımar olarak verildi. Buralar aynı tarihlerde "Süleyman Paşa ili" olarak biliniyordu ve Paşa yöre halkı tarafından çok seviliyordu*4.
Süleyman Paşa tarafından Osmanlı topraklarına katılsa da, Mudurnu'nun Osmanlılar tarafından fethi sözkonusu değildir. Fetih çok daha önce XIII. y.y'm ilk yansı içinde Türkmenlerce gerçekleştirilmiştir. Türkler kırsal kesimde köyler kurdular, şehirlerde sur diplerine kadar yerleştiler ve Rum tekfurlar bölge şehirlerinde, birer ada gibi kalelerinde sıkışıp kaldılar.
Mudurnu yeniden Osmanlı topraklarına katıldıktan sonra, kendi halinde sakin bir kaza olmakla birlikte. Fatih Sultan Mehmet dönemine kadar Bolu ile birlikte bir hudut şehri hüviyetini taşımış, doğu yönüne yapılan seferlerde hareket noktası olmuştur.
Kaza'nın tarih kaynaklarındayeniden ündeme gelmesi. 1402 Ankara savası sonrasına rastlar. Yıldırım Bayezid idaresindeki Osmanlı ordusunun, Timur ordusu karşısında aldığı yenilgi sonrasında padişah ve bazı şehzadeler esir düşmüş, bir kismıda canını zor kurtarmıştı.
İşte bu şehzadelerden biri; Çelebi Mehmed, savaştan sonra Mudurnu dağlanna sığındı. Timur kuvvetleri ulaşabildikleri tüm Anadolu kentleri gibi Mudurnu ve
-°-g.e..t.s.2O .Pıtcher .<7;£.t\.5.38 .M
Zckai Konrapa .Bolu Tarihi .Bolu I960.S. 120.
.Uzunçarşılı .a.g.e..LsA22. .Uzıınçarşıh .a.g.e.A.sAUn.
in Tekindağ .'"Süleyman Paşa'*mad.İA.s. IıJ0 .Hoca Sadettin EL.Tacü 'ttevarih, SöIeymaniye. 2373.V.44. Aşıkpaşaoğİu .a.;?.e..s.48. M.Nuri Paşa .Neiayic üi-vukuat .1. ^ 1979.S.6. Konukçu .a.,iî-/«..s.l3.
■ ıy
Göynük'ü de yağmaladılar. Hatta bu iki kazadan bir kısım ahaliyi de beraberlerinde Türkistan'a götürdüler85. Bu esnada dağlarda bulunan Çelebi Mehmed, Timur ordusunun bölgeden çekilmesiyle birlikte Mudurnu'ya indi '. Burada Şehzadeyi Firuzpaşaoğlu Yakup Bey karşıladı ve çevresine topladığı kuvvetlerle birlikte ona Bursa'ya kadar refakat etti .
Çandaroğlu îsfendiyar Bey, Fetret devri sonrasında. II. Murad'ın saltanatının ilk yıllarında, isyancı şehzade Mustafa'yı kullanarak Mudurnu ve Taraklfya kadar Osmanlı topraklarım istila etmişse de, yeni padişahın karşı seferiyle bu bölgeler yeniden geri alındı88. Mudurnu ve çevresi Fatih döneminde Çandaroğullan ve Trabzon üzerine yapılan seferlerde, üs vazifesi gördü.
Çandaroğullan beyliği üzerinde hak iddia eden Kızıl Ahmet Bey. Bolu Sancakbeyliğine getirildi. Ahmet Bey kendi topraklarına komşu olan bu sancakta taraftar topladı ve beyliğinin kendisine verileceği umuduyla Fatih'le birlikte hareket etti89.
Daha önceleri başkent Bursa'yı Anadolu içlerine bağlayan, Mudurnu ve Bolu1 dan geçen, kuzey kervan yolu. İstanbul'un fethiyle birlikte güzergah değiştirdi, artık bu yolla İstanbul, Anadoluya bağlanıyordu '.
Osmanlı Devleti topraklarının Anadolu'da genişlemesi sonucu Mudurnu kendi halinde bir kasaba hüviyetine büründü. Kaza zaman zaman doğuya (İran'a) yapılan seferler ve padişah; değişiklikleri sebebiyle tarihe konu olmuştur. Fatih S. Mehmed'in ölümü (1481) üzenne, taht'a çıkmak üzere davet edilen II.Bayezıd şehzade sancağı Amasya'dan yanında dörtbin süvariyle hareket etmiş, Boiu - Mudurnu üzerinden çok süratli bir şekilde istanbul'a ulaşmıştı111. Mudurnu'nun da bağlı olduğu Bolu sancağı klasik dönemde zaman zaman şehzade sancakliğı da yaptı ~. Bolu'da sancakbeyi olarak görev yaptığı bilinen ilk Osmanlı padişahı Yıldınm Bayezıd'dır. Bu hükümdar
^ Konukçu ,a.g.m.,sA4.
S(ı Sadettin .n.g.e..n.(Parmaksızoğlu).s.8.
"' Sadettin ,avm ver.
1 Danışmend ,a.g.e.S.sA9i).
H0 Selahaitin Tansel .Fatih Sultan Mehmcd'in Siyasi ve Askeri Faaliyeti.Ankara 1985.S.256 .
Uzunçarşılı .a.£.t\.s.87 .A.Sevim-Y.Yücel .a.g.e..s.260 .Yücel M.g.e..sA0\. 9f) Konukçu .a.g.m..s. 14. '" Danişmend .a.g.e..s.358. ""Uzunçarşılı ,a.g.c. II.s.571.
20
sancakbeyliği yıllarında. Bolu ve Mudurnu başta olmak üzere bazı kazalarında, çok
t oüzel mimari eserler yaptırmıştır' "\
Sancakbeyi olarak Bolu'ya atanan bir diğer şehzade de Kanuni S. Süleyman'dır. Şehzade Süleyman dedesi II.Bayezid devrinde babası şehzade Selim'in (Yavuz) isteği üzerine 14 yaşında Bolu sancağına atandı. Ancak büyük amcası ve Amasya sancakbeyi Şehzade Ahmet, Amasya'dan İstanbul'a ulaşan kendi yolu üzerinde yeğeninin bulunmasını istemeyince, şehzade Süleyman Kefe (Kınm) Sancakbeyliğine gönderildi"4. Şehzade Süleyman burada önce babasının tahta geçmesine yardımcı oldu, daha sonra kendisi Osmanlı tahtına oturdu. Artık Osmanlı ülkesinde Kanuni S. Süleyman çağı yaşanıyordu. Kanuni dönemi devletin tüm kurumlarında olgunlaşma dönemi olarak bilinmekle birlikte, aynı zamanda ülkede ileriki yıllarda meydana gelecek sosyal patlamaların da hazırlık devresi olmuştur.
Mudurnu'nun IsıanbuPdan doğu'ya giden en önemli devlet yolu üzerinde bulunmasından dolayı, büyük öneme sahip olduğunu daha önce belirtmiştik. Osmanlı hükümdarları ticari, askeri ve en önemlisi ülkenin haberleşme ağı olan yolların fiziki ve sosyal güvenliğine büyük önem veriyorlardı. XVI. asrın ikinci yansından itibaren uzun süren ve çok sık yapılan seferler sonucu ülkede iç karışıklıklar çıkmaya başladı. Ordunun seferde olmasını firsat bilen eşkıya çeteleri yollan kesiyor, köyleri, şehirleri basıyor ve halka zulmediyorlardı. Mudurnu - Bolu çevresinde sefer zamanında güvenliği sağlamakla görevii olarak kalanların, bazan güçsüz olmalan. bazan da onların da eşkıyaya destek vermeleri üzerine durum dayanılmaz hale gelmişti.
Batı Anadolu'nun en karışık yerleri İznik - Adapazan - Bolu çizgisi yanlanna düşen .Akyazı, Taraklı. Göynük, Mudurnu ve Düzce çevreleri idi. İstanbul'dan doğuya giden en önemli devlet yolunun geçtiği bu yerlerde sık sık yollar kesiliyor, hükümet postalan baskına uğruyor, kan dökülüyordu. Bu sebeple; Bolu ve İzmit Sancakbeylerfnin asayişle görevli güçleri yetersiz görüldüğünden; Kanuni Sultan Süleyman sefere çıkarken, sözkonusu bu korkulu bölgeye eski sancakbeylerinden birini muhafız olarak görevlendiriyordu95.
113 E.Hakkı Ayverdi
."Mudurnu'da Yıldın m Bayezıd Manzumesi ve Taş Vakfiyesi". Vakıflar
Dergisi,V.Ankara .1962.
''" Damşmend.a.g.e..s.4I5 .Koiıukçu .a.g.m..s. 15. tJ- Mustafa Akdağ .Türk Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası .Ankara 1975 .s. 13 1.
Muhafız olarak Bolu sancağına görevlendirilen eski Hatvan sancakbeyi Mehmet
t
Bey, 1559 yazında İstanbul'a gönderdiği bir yazısında,bölgede eşkiyalık ve soygunları yapanların yörede yaşayan yörükler olduğunu, kadıların ve naiplerin de yörüklerle işbirliği yapıp suçluları koruduklarını iddia ediyordu96.
Bu dönemde bölgede ve .Anadolu'nun diğer kısımlarında karışıklıkların sonuç olarak aynı olmakla birlikte karışıklık çıkaranların ikiye ayrıldığı görülür. İlki tüm Anadolu'da ordunun seferde olmasından istifade edip eşkıyalık yapan asker kaçağı, çift bozan*, levend* v.b. adlarla da anılan başıboş taifesidir. Bu tipler zaman zaman bazı yöneticilerin hizmetine girmek suretiyle kendilerini meşru hale getirmeyi de başanyorlardi.
Bu kargaşa ortamını hazırlayanlardan ikinci grup ise "Suhte" adı verilen medrese talebeleri idi. Bunlar da eğitim amacıyla medreselerde toplanmışlar, ancak ilim öğrenmek yerine serkeşlik etmeyi tercih etmişlerdi. Talebelerin bu rahat davranışlarının temelinde de yine devlet otoritesinin kendini hissettirememesi yatıyordu.
1564-65 yıllarında eşkıyalık , soygun , hırsızlık v.b. olaylar ve' cinayetler iyice artmıştı. Bu yıllarda Anadolu'nun muhtelif yerlerinden kadı , sancakbeyi ve diğer yetkililerin İstanbul'a gönderdikleri raporlar ve halkın şikayet dilekçeleri durumun vehametini açıkça ortaya koymaktadır.
Bu dilekçelerden en dikkat çekicisi ise, Bolu sancakbeyinin mektubudur. Bey mektubunda; sancakta pekçok eşkiya, hırsız bulunduğunu, bunların kul (köle) , davar gibi şeyleri çalarak altı ay bir yerde toplayıp, toptan Karaman'a götürüp oradaki adamları vasıtasıyla at, katır v.b. binek ve yük hayvanları ile değiştirip, geri Bolu1 ya satmaya getirdiklerini anlatmaktadır. Sancakbeyfnin mektubunda dile getirdiği diğer bir husus ise, sözkonusu hırsızlıkla mücadele için kendi emrine verilen il erleri ve
■^l^. Akdağ ,aym yer.
;.
fii^lf 1 *
Ciftboznn ;Osmanlı Tımar
sisteminde köylerde oturup sipahiye bağlı olarak üzerine yazılı toprağı
;. l_.■•;ıj;^
\ terkedip başka bölgelere kaçan reaya'ya verilen
addır.
;;VÇr!J£;:":'\ * Levend ;Butabir deniz askeri manasına kullanılmakla birlikte Osmanlı devletinin
gerileme
■.;■3|J|; : döneminde
içine düştüğü karışıklık ortamında bazı askerler soygun ve çapul'a
■ff :;■!>:": koyul m uslardı. Tabir burada bu manada kullaniimştır.Daha geniş bilgi için bak .Pakalın
3'İSpf a.g.e..n,s.358.
sipahilerin görevlerini yapmadıktan gibi yakalanan eşkıyayı da kurtardıkları
yolundadır7. - '
Bu ve benzeri şikayetlerin oldukça yoğunlaştığı bu dönemde merkezde de problemler devam etmekteydi. Aynı yıl ülke çapında büyük bir kıtlık yaşanıyordu. Başkent İstanbul'un tahıl ihtiyacının karşılandığı Rumeli'den yeterli tahıl nakliyesinin yapılamaması üzerine, İstanbul'da ekmek sıkıntısı başgöstermişti. Payitaht Osmanlı ülkesinde ihtiyaç maddeleri sıkıntısının kesinlikle yaşanmadığı ve yaşatılmadığı bir merkez idi. Padişahlar bu hususa büyük önem verir. İstanbul halkının hiç bir konuda sıkıntı çekmesine rıza gösterilmezdi. Bu sebeple ekmek sıkıntısını ortadan kaldırmak için İstanbul'a yakm .Anadolu şehirleriyle birlikte Bolu ve Mudurnu'ya da adamlar gönderilmiş ve başkent için zahire satınalmalan emredilmiş idi. Ancak "tereke*" kıtlığı Bolu ve çevresinde de çekildiğinden gönderilen adamlara yardımcı olunamadı98.
Mudurnu - Bolu çevresinde sıkıntı yaratan meselelerden biri de medreseli (suhte) karışıklıklarıydı. XVI.y.y.da Anadolu'nun tamamında değil . medrese ve imaretlerin çok yoğun olduğu Mudurnu - Bolu - Kastamonu gibi çevrelerde bu karışıklıklar daha çok görülüyordu . Kastamonu - Bolu - Çankırı üçgeninde çıkan bu karışıklıkların, bölgenin dağlık olmasından dolayı bastırılması zor oluyordu.
Bu bölgede faaliyet gösteren suhte bölükleri bu sebeple çoğu zaman cezalandınlamadı1"". Suhteler'de, diğer eşkıya ve hırsız çeteleri gibi ordu ve padişahın seferde olduğu zamanlan fırsat biliyorlardı. 1565-1595 yıllan arasında bilhassa yaz aylannda Bolu ve çevresinde suhte ve diğer eşkıyalar (çift bozan ve levendler) her yanı bir kargaşa ve güvensizlik içinde bırakmışlar, halk arasında büyük bir korku salmışlardı101.
II. Selim saltanatı yılllannda suhte ayaklanmalannm en yoğun ve sert geçtiği bölgeler Sinop - Kastomonu - Bolu - İzmit çevresi idi. Bölgede gündelik yaşam dahi tehlikeye düşmüş suhte bölükleri bölge ileri gelenlerince kendi menfaatleri
97 Akdağ .a.s.e. ,s. 136.
Akdağ .a.g.e. .s.79 v.d.
* Tereke :Her nevi hububat ve loprak mahsulleri hakkında kullanılır bir tabirdir.
Bak.Pakahn .a.g.e..III,s.46O. 'J9 Akdağ ,a.g.e. .s. 160. 1110Akdağ, a.g.e.. s. 162. ""Akdağ, a.g.e.. s.175.
|
|
23
»;,.
doğrultusunda kullanılır olmuşlardı. Bolu Sancakbeyi ve sipahilerinin donanma seferine çıkmaları üzerine Bolu'ya emekli vezir Mustafa Paşa muhafız olarak cTönderilmişti. Ancak bu emekli vezir otoriteyi sağlayamadı.
Merkeze giden şikayetler
üzerine 12 Nisan I56S'de yazılan bir hükümde suhtelerin
bölükler halinde toplanarak harekete
hazırlandıkları ve dağıtılmaları için Bursa
Sancağı Beyi Abdurrahman Bey'e de hüküm
gönderildiği belirtilmişti. Bu hükümlerde
durum şu şekilde anlatılmıştı; Mudurnu
nahiyesinde 30-40 kişiden oluşan iki suhte
bölüğünün dolaştığı, içlerinde 15-20
kadarının tüfekli olduğu ve "birbirimizle çengimiz
vardır" diye halktan avarız adı
altında hane başına 30 akçe toplarken102, üzerlerine
gönderilen kuvvetlerden kaçarak Sinop
taraflarına çekildilerse de, geri gelerek yine 30
akçe avarızı toplamaya devam etmişlerdi
UL\ 1574 yılında, suhtelerin yeni bir isyan
hazırlığı içinde olduğunu haber alan hükümet.
Anadolu Beylerbeyisinden 200 sipahiyi
Bolu emrine göndererek suhtelenn hakkından gelinmesini emretmiş
idî.
'' Bolu'dan-Üsküdar'a kadar köy ve kasabaları da içine alan, aynca
Anadolu'dan
başkente ulaşan yoların geçmesi dolayısıyla hükümetin askeri, posta ve diğer hizmet kişilerinin yolculuk yapmak mecburiyetinde oldukları bu yerlerin, medrese öğrencileri (suhteler) ile diğer soyguncu leventler tarafından sürekli tehdit altında tutulmaları devlet için de büyük bir huzursuzluk kaynağı İdilü4.
:• Mudurnu bu hususta en büyük sıkıntı çeken merkezlerden biri idi. Asayiş bozulmuş, kontrol sağlanamaz hale gelmişti. Devlet memurları işlerini yapamaz haldeydiler. Konuyla ilgili Geyve Kadısı'nın verdiği bilgiye göre; suhteler kasaba mahkemesini basmışlar, birkaç kişiyi öldürmüşler ve adam kaçırmaya çalışmışlardı. Güvenlik güçleri kaçırmak istedikleri adamı ellerinden kurtarınca da, kendilerine düşman bellediklerini ve kaza kadısının adının da içinde bulunduğu bir defter yazarak intikam alacaklarını ilan etmişlerdi. Aynı suhteler şehir merkezi ve köylerde zengin kişilerden "Zekat" adı altında zorla para da topluyorlardı.
, Suhte bölüklerinin bu ve benzeri aşırılıkları karşısında halk bizar olmuş ve bu
suhteiere karşı silahlı adamlar tutmuşlar ve kadılar vasıtasıyla bu hususta merkezden resmi izin isteme yoluna gitmişlerdir105.
,^ -g-e-s.185.
-; -3 Akdağ, a.g.e.. s. 188.
Akdag, aynı yer. " ■ Akdağ, a.g.e., s. 190.
![]()
Bütün bu hadiselerle birlikte şunu da zikretmeden geçemiyeceğiz. Suhte ve ' sekban taifesinin bü denli rahat hareket edebilmesinin bir açıklaması olması gerekir. Bu da şüphesiz bugün olduğu gibi o gün de, devlete karşı girişilen ayaklanmalarda halkın bir kesiminin çeşitli sebeplerle (bilhassa yöneticilerin suistimalinden dolayı) isteyerek bu isyanları desteklemesidir106. O günlerde de halkın bir kısmı uğradıkları zulme ve haksızlıklara karşı bu taifeden medet umuyordu. Kanşıklıklann yoğun olarak yaşandığı Bolu - Mudurnu çevresinde, Sancakbeyi Mehmet Bey'in yaptığı yağma ve ahlakdışı davranışlar 1575'te şikayetlere konu olmuştu. Bey'in halka zulüm ettiği, köy köy gezerek mal ve yiyeceklerini gasp ettiği ve bazı varlıklı kişilerden para aldığı (30'ar ülori) şikayetler arasında idi.
İçki ve eğlenceye düşkün olan Bey'in bu davramşlanna Kaza kadilan karşı gelmeye çalışınca da Mehmed Bey kadflara birtakım suçlar yükleyerek Divan'a (Divan-ı hümayun) arzetmiş. Bununla birlikte hükümet, yaptırdığı araştırmada kadrlar hakkında yazılanlann aslı olmadığını anlayarak verilen teftiş emrini kaldırmıştır. Kadılar hakkında teftiş emri kalkmış, fakat durum düzelmemişti. Halkın şikayet ve sıkıntılan devam ediyordu. Sancakbeyi de kadılar da yerlerinde kalmış değişen birşey olmamıştı.
Başlangıçta suhte yahut eşkiya, levend kıyafeti ve adlanyla şekavet eden. dağınık küçük gruplardan oluşan bozguncu taifesi sayılan arttıkça büyük gruplar oluşturmaya başladılar. Merkezi hükümet bunlarla mücadele için "İl erleri" oluşturunca da, organize olarak kendilerine birer şöhretli başbuğ bulmaya başladılar. Bunlardan biri ve ilk levend bölükbaşı olarak tanımlayabileceğimiz, Bolu çevresinde 1581 yılından itibaren ikiyüz kişilik bir grupla soygunculuğa başlayan Köroğlu efsanesi kahramanı Köroğlu Ruşen'dir1"7.
Bu efsanevi şahsın ortaya çıkmasının sebebi ise yukanda belirttiğimiz gibi Bolu Sancakbeyi'nin usulsüz ve haksız uygulamalan olmuştur. Zaten Köroğlu efsanesinden de anlaşılacağı üzere hadiseler Bolu beyi ile Köroğlu arasında cereyan etmektedir.
XVII. y.yıl başlarına gelindiğinde artık suhte ve eşkiya yerini celali taifesine bırakmıştı. Merkezi hükümetin Anadolu'daki fesat yuvalannı dağıtmakta yavaş davranması, Anadolu'nun birçok yerinde Celali reislerinin türemesine yol açmıştı.
Ul(iAkdağ, a.g.e.. s.259.
m Akdağ, a.g.e.. s.I'JS.
Aynca sancakbeylerinin maiyetine giren bu başıbozuk taifesinin, idare adına yaptığı
" t
zulümler dayanılamaz hale gelmiş, halkın genel şikayeti üzerine 1603 şubatında hükümet sol ulufeciler ağası Handan Ağa'yı Bursa'dan İzmit - Bolu -Gerede üzerine teftişe gönderdi.
Handan Ağa hem eşkiya (celali) teftişi yapacak hem de kapıkullanni sefere sürecekti. Ağa uğradığı yerlerde kadı, köy imamları, kethüdalar ve ileri gelenlerle görüşüyor ancak eşkıya hususunda bir şikayet almıyordu.
Handan Ağa, Mudurnu'ya geldiğinde gerek halk, gerekse kadı Bolu Sancakbeyi Mehmet Bey'den şikayetçi oldular. Şikayetlere göre; Bolu sancağında emekli olarak oturan bu sancağın eski beyi Mehmet Bey, 1603 yılında asıl beyin seferde olması dolayısıyla sancağa muhafız olarak atanmıştı. Bu dönemde birçok idarecide görüldüğü gibi Mehmet Bey'de tanınmış bazı asi sipahi liderlerini kapısındaki levendlerin başına geçirmişti. Bu eşkıya taifesi kazandıkları meşruiyet ve Mehmet Bey'in de emriyle halktan "salgun" topluyorlardi. Halkın elindeki altın, gümüş, at, katır vb. değerli maden ve binek hayvanlarını alıyorlardı.
Bu esnada Mudurnu'da Kızıl köyünde Zülfikâr Çavuş adlı biri yerleşmişti. Zülfikâr Çavuş devletine bağlı ve eşkiyaya düşmandı. Hatta bir ara Hafiz Ahmed Paşa'nın izniyle çeşitli celâlilerle mücadele ettiği gibi. celâli erzak kollarını basarak onlara zarar veriyordu. Mudurnu ve civarında halka zulmeden celâli Karakaş'in bölükleriyle mücadeleye girişmiş bir kısmını öldürmüş ve bölükbaşı Kadıoğlu adlı elebaşılarından biriyle bir kaçını da esir almıştı. Mudurnu Kadısı da Zülfikâr çavuşu bu hususta desteklemekteydi; ancak Bolu muhafızı Mehmed Bey celâlilerle arasındaki bağ dolayısıyla Zülfikâr Çavuş üzerine yürüyüp, gündüz öğle vakti evini bastırdı. Kırk elli at, katır ve davarlanyla bir çok malını Bolu'ya götürdü, esir bölükbaşı'yı da serbest bıraktırdı ve Zülfikâr Çavuş'u öldürmesine de göz yumdu.
Konuyla ilgili olarak daha önce Mudurnu kadısı mekeze bilgi vermişti. Handan Ağa halkdan da aynı şikayetleri dinledi. Halk Bolu beyi Mehmed Bey'in celâli reisi Karakaş ile münasebeti olduğunu, asi sipahileri Mudurnu'ya onun yolladığını ve Zülfikâr Çavuş'u da onun katlettirdiğini söylüyordu.
1603 Haziranında Bolu'ya gelen Handan Ağa, yaptığı tahkikatta Mehmed Bey'in dairesinde "sekiz nefer sipah zorbası" bulunduğunu ve bunların halka büyük
zulüm ettiklerini. Mehmed Bey ve adamlarının "dimağları fesatta" olduğunu merkeze rapor etmişti108. Bu benzeri olaylar sonraki yıllarda da bölgede sona ermedi, yüzyıl boyunca devam etti.
Celâli fetreti devrinin en ağır tahrip ve yağmalarına uğrayan bölgelerden biri de Mudurnu çevresiydi. Sultan IV. Murad dönemlerinde de karışıklıklar devam ediyordu. Bolu beyi Abdi Paşa halkın şikayeti üzerine Revan seferine gidilirken Konya'da idam edildi. Ayrıca bu yıllarda Sakarya - Kocaeli - Mudurnu civarında taraftarlarını çoğaltan mehdilik iddiasındaki bir şeyhin de hakkından gelindi.10'1
[V. Murad Revan seferi dönüşünde de yine Bolu - Mudurnu üzerinden geçmiş ve bölgedeki eşkıyaya gözdağı vermek istemiştir1119 Sonraki yıllarda hükümetin Celâli'lere karşı tatbik ettiği dehşetli siyaset sonucu Anadolu'nun "'ova" kısımlarından kaçan asiler. Ban karadenizin ormanlık bölgelerine sığınmışlar Bolu -Kastamonu dağlarında tüm geçit ve yollan tutmuşlardı'uı.
c) Mudurnu 'da Voyvodalık Dönemi ve idarede Değişiklikler
Bolu'nun "Sancak beyliği" şeklinde başlıyan ilk mutasarrıflık, devri Osmanlı hakimiyetine geçtiği XIV. asır ilk yansından 1692 yılına kadar sürmüştü. Boİu'da iki sancakbeyi olduğu bu dönemde, (Bolu Sancakbeyi - Müsellem sancağı beyi) Klasik dönemde Bolu "musellaman-ı Bolu" adıyla bilinen atlı askerlerinin de merkezi idi. Mudurnu kazası "müsellem sancağı beyTnin zeameti idi, gelirini bu bey alıyordu111. Kanşıkhk zulüm ve haksızlıkların önü alınamaması sebebiyle 1692 yılından itibaren yönetimde bir değişikliğe gidildi. Bu yıldan itibaren yönetim "Bolu sancağına mutasarrıf mirimiran olanların zulüm ve teaddileri olmakla sancaklıktan ref i ve civan mezburede zabıta ancak Voyvoda olmak miriye nafî, fukaraya asan ve rnucib-i refahiyet olmak" düşüncesiyle Voyvodalığa çevrildi112.
Bolu'da Voyvodalık dönemi 119 yıl sürdü. 1808 Alemdar ayaklanması sonrasında ayanlar taşra şehirlerinde daha da güçlendiler. Bunu takip eden yıllarda
lıılîAkdağ, a.g.e.. s.
423 vd. UıyKonrapa. kolu Tarihi., s. 269.
l)9Konukçu. a.g.m.. s. 17. llüKonrapa. a.g.e., s. 273. "'Tahrir Defteri, nr. 51. s. 201
'"Konrapa, a.g.e.. s.275.
27
Mudurnu ve Mudurnu'ya bağlı Çarşanba (Seben) ayanı Paşabeyzade Abdullah idi. Ancak devlet için menfaatli, halk için huzur getireceği düşüncesiyle oluşturulan yeni İdare de bir sonuç vermedi. 1811 yılında "Tazyik ve perişan-i fukarayı mucip olduğuna mebnf kaldırıldı.
Yerine Bolu -Viranşehir sancaklan adıyla bir Mutasarrıflık kuruldu. Bolu'nun bu üçüncü idari değişiklik devri de fazla uzun sürmedi. Tanzimatla birlikte yeniden yapılan Vilayet düzenlemesinde (1840) Kastamonu ve Viranşehir sancaklan .Ankara, Kocaeli ve Bolu sancaklan Hüdavendigar Eyaletinden alınarak. Bolu Eyaleti oluşturuldu11". Eski Ankara defterdan Mehmet Efendi Bolu'ya Müşir olarak atandı(I842). Kısa süren (24 yıl) bu eyalet statüsünden sonra 1S64 yılında kazalarıyla birlikte Kastamonu Vilavetine başlı bir mutasarrıflık haline getirildi. Bütün bu idari değişikliklerde de Mudurnu. Bolu'ya bağlı bir kaza hüviyetini koruyordu.
II. Meşrutiyetle birlikte Bolu yeniden müstakil Mutasarrıflık haline getirildi ve bu durum Cumhuriytetin ilanına kadar devam etti114. Cumhuiryetin ilanıyla birlikte Mudurnu Bolu'ya bağlı bir kaza olarak bugünkü şeklini aldı.
'&K ':'
■ 'i ■*
V 111
Ar '.V-i Konukçu. a.g.m.. s. 19. .Musa Çadırcı. Tanzimat Döneminde Anadolu Kentlerinin Sosyal ve
Ekonomik Yapılan. Ankara 1991. s. 201. 'Konrapa, a.g.e.T s. 126.
_ 28
■i.
B- OSMANLI MALİYESİNDE DÜZENLEME VE TEMETTUAT SAYIMLARI
XIX. yy. Osmanlı Devletinde, birçok alanda köklü değişikliklerin yapıldığı bir dönemdir. Bu dönemin en aktif yıllan ise, 1825-1S50 yıllan arasında geçen çeyrek asırlık kısmıdır. Siyasi, askeri, sosyal ve iktisadi alanlarda gerçekleştirilen bu dönem köklü değişikliklerinden, bizim burada ele alacağımız iktisadi "mali11 alanda yapılanlar olacaktır. Tanzimatla birlikte yeni bir mali sistem tatbikine gidildi ve devletin en önemli gelir kalemlerinden biri olan "vergi" sisteminde bu dönemde ciddi bazı düzenlemeler yapıldı. Bu teşebbüsün çıkış noktası ise Sultan E. Mahmud devrinde yapılan ıslah düşünce ve çalışmalarıdır115.
Tanzimat sonrasında mali bürokraside yapılan en önemli değişiklik "Umur-u Maliye Nezareti11 nin tüm rnali işlerden sorumlu konuma getirilmesidir. Bu önemli düzenlemeden sonra, alınan bir kararla (1840) devlet gelir ve giderlerini kontrol eden
U5Musa Çadırcı. a.g..e.
.s.209.
Mansure ve Redif hazineleriyle Hazine-i Amire'de kaldırılmış, tüm hesaplar yeni kurulan Maliye hazinesine devredilmiştir. Böylece devletin gelir giderlerinin kontrolü tek elde toplanmış ve mali yapıdaki köklü değişiklikler için altyapı bu uygulamalarla hazırlanmıştır110.
Devletin giriştiği bu yeni reform çalışmalarında temel olması açısından mali sistemin düzenlenmesi büyük önem taşıyordu.
Devlet gelir - giderlerinin tek elden kontrolünü getiren yeni uygulamalarla devletin yıllık gelir - gider dengesinin sağlanması hedeflenmişti. .Artık tek hazinede '"maliye hazinesi'1 toplanan devlet gelirlerine göre giderler düzenlenecek gerektiğinde kısıtlamalara gidilecekti. Böylece gerçekçi bütçeler hazırlama imkanı doğmuştur.. Bu düzenlemeden sonra Tanzimat döneminde 1262 (1S46-47) mali yılından itibaren 1270 ve 1272 mali yıllan hariç her yıl düzenli bütçeler hazırlanmıştır"7.
Gülhane Hattı-ı Hümayun'u (Tanzimat'ın ilanıyla) ile birlikte üzerinde en fazla durulan ve önemli değişiklikler yapılan bir husus da vergi sistemidir. H. Mahmud devrinden itibaren, verginin halka adilce tevzii ve toplanması hususunda alınan tüm tedbirlere rağmen, istenen neticeye ulaşılamamıştı. Bu sebeple önceden çeşitli adlarla alınan tüm örfi vergilerin kaldırılıp, bunların yerine tek bir verginin konulmasına karar verildi. Bu yeni verginin halka adilce dağılımının sağlanması amacıyla, vergiye esas olacak emlak ve nüfusun yazımı yapılacak, halk gücü nispetinde belirli bir ölçüde tek bir vergi ödeyecekti. Verginin tespiti emlak, arazi, ticaret ve temettuatına göre binde
lift
hesabıyla yapılacaktı .
Halkın sahip olduğu mal ve yıl boyunca elde ettiği gelirleri en doğru şekilde tespit etmek amacında olan bu yeni sistem, ilk defa Gelibolu ve Hüdavendigar sancaklarında uygulanmaya başladı. Bu iki sancağa yazım memurları görevlendirilerek emlak ve temettuat yazımına başlandı. Yeni mali düzenlemeyi hayatiyete geçirecek örnek uygulamalardan olan bu yazım işi, 1254 (1839 Mart) mali yılına yetiştirileni ediğinden bu seneye mahsus olmak üzere yine eskisi gibi vergi toplanmasına karar verildi.
l6Tevfîk Güran,
Tanzimat Döneminde Osmanlı Maliyesi: Bütçeler hazine hesaplan (1841-1861)
Ankara 1989. s.7.
"'Güran. a.g.e.. s.12. ""Çadırcı, a.g.e.. s.208.
30
Yeni vergilere esas teşkil edecek yazım işindeki aksaklıklar bununla da kalmadı. Aynı yıl Mısır- Valisi Mehmet Ali Paşa'nın tekrar isyanı ve sultan II. Mahmud'un ölümü (Temmuz 1S39) üzerine girişilen bu güzel teşebbüs yarım kaldı, vergilerin yeniden düzenlenmesi arzusu gerçekleştirilemedi .
Osmanlı tahtına geçen yeni padişah Abdülmecid. selefi döneminde başlatılan teşebbüslere sıcak bakıyordu. Mustafa Reşit Pâşa'ya geniş yetkiler vererek devletin güçlenmesini sağlamak amacıyla başlanan ıslah çalışmalarını uygulamaya koydu. Mustafa Reşit Paşa, ilk iş olarak kısa bir hazırlık devresinin ardından genç padişahın desteğiyle Tanzimatı ilan etti1211. Gülhanede ilan edilen Hattı HümayunMa, birçok sıkıntı ve usulsüzlüklere sebep olan İltizam usulünün kaldırılarak, yerine yeni bir verginin toplanacağı duyuruldu121.
Tanzimat fermanının vergi hususunda getirdiği yeniliklerin düzenlenmesi için çalışmalar hızla başlatıldı. Hattı Hümayun* da tüm örfi vergilerle, angarya niteliğindeki mükellefiyetler de kaldırılmıştı122. Bu vergilerin yerine, vergi mükelleflerinin mali güçleri göz önünde tutularak tarh olunacak olan "an-cemaatin vergi'1* adıyla tek vergi haline dönüştürüldü. İdari yapıda gerçekleştirilen reform ile yeni muhassıllıklar kuruldu. Tanzimatm getirdiği mali sistemi uygulamak üzere direkt merkeze bağlı olarak oluşturulan muhassılhklann en önemli-görevi, halkın mali kudretini bilerek ve gözeterek vergi tayinini yapmaktı. Meclis-i Vala tarafından 25 Ocak 1840'da hazırlanan bir nizamname ile muhassıllıklara yeni muhassıllann atanma ve bunların çalışma usul ve esasları belirlendi1^.
Nizamnamenin hükmüne göre. bulundukları sancaktaki hazineye ait tüm gelir
kaynaklarının defterleri muhassıllara verilecekti. Muhassıllar kayıtlı olmayıp tespit
, ettikleri gelirleri deftere geçirecek ve hazineye bildireceklerdi. Muhassıllar atandıkları
n!lArzu Tozduman. Aydın Güzelhisanmn Sosyal ve İktisadi durumu
(1S44). İÜ. sosyal Bilimler Enstitüsü. Osmanlı Müesseseleri ve Medeniyeti Tarihi
Anabilim Dalı. Yüksek Lisans Tezi. İstanbul
1992, s. 10.
'""Rıfat Uçarol. Siyasi Tarih. İstanbul 1985. s. 138. 1:1 Reşat Kaynar. Mustafa Reşit Paşa ve Tanzimat. Ankara 19X5. s.224 vd. '"Abdüllatif Şener. Tanzimat Dönemi Osmanlı Vergi Sistemi. İstanbul 1990. s.95.
"An-cemaatin vergi tabiri, bir cemiyet üzerine tarh olunan loptan bir verginin, cemiyet üyeleri arasında kazanç ve servete göre taksim ve tevzi olunmasını ifade eder. Daha geniş bilgi için Bak: Ziya Karamursal. Osmanlı Mali Tarihi hakkında tcLkiklcr. .Ankara 1989.5.194. n.l. 123 Bu nizamnamenin tam metni için bak: R. Kaynar, a.g.e.. s.237-245.
. 31
sancak merkezinde, ilk olarak birer meclis oluşturacaklardı. Bu meclislerin kuruluş şekilleri ve işleyiş tarzları söz konusu nizamnamede ayrıntılı olarak belirtilmişti.
Yeni idari sistemin uygulanmasına merkeze yakın eyaletlerde başlandı. "Muhasstl-ı emval" adıyla atanan yöneticilerin emrine bir mal, bir nüfus ve bir emlak katibi verildiği gibi, her sancak merkezinde vergilerin belirlenip dağıtımı ve diğer işlerin görüşülüp kararlaştırılması için "Muhassillık meclisleri" oluşturuldu. Nizamnamede ayrıca nüfus ve emlak sayımının nasıl yapılacağı, devlet memurlarına ödenecek yolluk ve diğer giderlerin hazinece nasıl karşılanacağı da belirtilmişti124.
Söz konusu nizamnameye göre muhassıllar yazım işine köylerden başlayacaklar, her hane sahibinin isim ve şöhretini, ne kadar emlâk, arazi ve hayvanı olduğunu, tüccar veya esnaf ise bir senede tahminen ne kadar temettü ve ticareti olduğunu araştırarak deftere yazacaklardı. Muhassıllar, yanlarına verilen katiplerle mal ve emlâk sayımına 1840 yılı başlarında giriştiler. Muhassıllar. birden fazla kazaya baktıklarından ve aynı zamanda vergi tahsiliyle de uğraştıklarından, yazım işini hızlandırmak amacıyla, meclislerce her kazanın ileri gelenlerinden bir kişi seçilip yanına bir kâtip verilmesi, bu şahısların kaza merkezi ve köylerin yazım işlerini yapmaları, her köy için ayrı ayrı tutulan defterleri meclise takdim etmeleri kararlaştırıldı. Muhassıllar bu yazım işini zaman zaman kontrol edeceklerdi12".
Ancak; altyapı eksikliği, bilgisizlik, ulaşım zorluklan ve vergi vermeye alışık olmayanların çıkardıkları zorluklar sebebiyle tam bir netice alınamadı. Bir kısım yerlerde halk gerçek gelirini gizliyor, bazı yerlerde de vergiler olması gerekenden fazla yazılıyordu126.
Bu arada senelik verginin gecikmemesi, halkın ödeyeceği meblağın belirlenmesine kadar, hesabı sonradan görülmek üzere ahaliden bir miktar para alınması kararlaştırıldı. Yazım sonrasında halktan herhangi birinin mali durumuna göre hissesine düşen "Vergi-i mahsusa" önceden vermiş olduğu paradan az ise devlet bilahere bu meblağı iade edecek, fazla ise hane sahibi üzerini tamamlayacaktı127.
1256/1840 mali yılına ait verginin dağılımı meclislerce yapıldı. Meclis getirilen defterleri inceleyerek her mahalle ve köy'den ruz'-ı. hızir ve ruz-t kasımda olmak
124 Kaynar, aynı yer. 1 ^Kaynar, aynı yer. '^Çadırcı, a.g.e. .s.210. 127Kaynar, aynı yer.
üzere, iki bölümde tahsil edilen vergi-i mahsusanın yıllık miktarını göz qnünde tutarak; her hane sahibinin gücüne göre meblağları defterlere kaydetti. Bu defterler daha sonra İstanbul'a götürüldü ve hazinece de tasdik edildi. Kesinleşen rakamlar,eyaletlerin vali ve defterdarlarına emirlerle bildirilerek, bu yıldan sonra verginin komşu - köy ve mahallece dağıtılması isteğiyle köy ve mahalle meclislerine verildi " .
Bu usule göre tahsil olunacak vergiler, kaza meclislerince sandık eminlerine teslim edilecek ve sandık mühürlenecekti. Toplanan meblağdan, kazanın memur maaşları ve memleket masrafları karşılandıktan sonra, geri kalan miktar 50.000 ve 100.000 kuruş olduğunda maliye hazinesine gönderilecekti129. Tanzimatla birlikte gerçekleştirilmeye çalışılan mali reformun başarıya ulaşması muhassıllik sistemine bağlanmasına rağmen, muhassillar bu görevlerini yeterince iyi yapamadılar. Görevini gerektiği gibî yapamayanlar hakkında ciddi işlemler yapıldığı ve bazı muhassıllann görevlerinden alındığı da oluyordu130.
1840-1841 yıllarına ait hazine gelirlerinde çok büyük azalma görüldü. Bütün çabalara rağmen kâr - zarar belli olmadığı gibi, ne kadar hasılat olduğu da ortaya çıkmadı. Aynca toplanan vergilerin merkeze gönderilmesi de zaman alıyordu1"1. Bütün bu olumsuzluklar neticesinde Tanzimatla birlikte getirilen muhassillıklar kısa süren bir uygulamadan sonra lS423de kaldırılarak, vilâyetlerin başına müşirler getirildi. Vilâyet mali sorumluluklan deftardarlara, sancaklarda mali sorumluluk kaymakamlara ve kazalarda müdürlere verildi132.
Muhassıllıklarla birlikte kurulan "Mııhassıllık Meclisleri" varlıklarını 15 Ocak 1S49 tarihine kadar memleket meclisi adıyla sürdürdü. Bu tarihte yayınlanan bir talimatname ile bu meclisler "eyalet meclisi" adını aldıljj. Yeni idâri düzenlemeyle birlikte, valilerin başında bulundukları sancakların tek sorumlusu oldukları eski sisteme, mali yapıda da yeniden Tanzimat öncesi iltizam usulüne dönüldü1"14.
1845 yılma gelindiğinde; Tanzimat Fermanının ilanı üzerinden beş yıl gibi uzun bir süre geçmesine rağmen, gerek siyasi ve idari, gerekse mali alanlarda istenilen
'J8 Ahmet Vefik, Tekalif
Kavaidi. 2. Dersaadet 133». s.59 vd.
i::9Tozduman, a.g.t.. s.14.
i3fJŞener. a.g.e., s. 11. vd.
131 Çadırcı, a.g.e., s. 210.
l3=Çadırcı. a.g.e., s.208.
'"Çadırcı .a.g.e. , s. 199.
134Musa Çadırcı, "Tanzimattan Cumhuriyete Ülke Yönetimi", T.C.T.A., I. s.210.
değişikliklerin gerçekleştirilemediği görülüyordu. Bunun üzerine, memleket dahilinde genel, kalıcı bir iyileştirme yapılabilmesi için neler gerekli olduğunun tespiti hususunda Meclis-i Vala'da görüşmeler yapıldı. Bu müzakereler sonucunda, memleket mes'elelerinin yine memlekette yaşayan halk tarafından bilindiği ve halk ile görüşme yapılabilirse eksiklik ve aksaklıkların ortaya çıkacağı hususunda görüş birliğine varıldı.
Bu fikri gerçekleştirmek için hemen faaliyete girişildi ve giderleri vergi gelirlerinden karşılanmak üzere, her eyaletin malumat sahibi ileri gelenlerinden" bir Müslüman, bir Hıristiyan iki kişi İstanbul'a çağrıldı. Memleketin her tarafından başkente gelen vücuh ve kocabaşılar, İstanbul'da ileri gelen devlet adamlarının konaklarında misafir edildi (Mayıs IS45)Lo. Memleketin ileri gelenlerinden oluşan bu grup; bilâhare Meclis-i Vala'ya davet edilerek, kendilerinin İstanbul'da bulunma sebepleri anlatıldı. Temsilen geldikleri eyaletin; mevcut durumunu, sıkıntılarını, ihtiyaçlarını, halkın refah ve mutluluğu, eyaletin iman için gerekli çareler hakkında düşüncelerini belirten birer rapor hazırlamaları istendi. Bu raporlar hazırlandıktan sonra merkezde toplandı ve incelemeye alındı. Raporların muhtevalarına göre gerekli görülenler için hükümler hazırlandı ve bu hükümler ayrıca raporların üzerine de yazıldı.
Halkın içinden gelen bu temsilcilerle, devletin en üst organları Meclislerde yapılan görüşmeler ve hazırlanan raporlardan çıkan sonuçlara göre; öncelikli problemin vergi mes'elesi olduğu ortaya çıktı. Bunun sonucu olarak verginintevzii için yeni bir emlak ve temettü tahririnin yapılması, ayrıca memlekette imar faaliyetlerini yürütecek geçici irriar meclislerinin kurulması kararlaştırıldı.
İmar meclisleri; Askeriye, İlmiye ve bürokrasi kademelerinden bir başkan ve iki üyeden oluşuyordu. Memleket toprakları on bölgeye ayrıldı. Her bölgeye bir komisyon görevlendirildi136. Bu geçici imar meclisi üyelerine; yapacakları işler ve görevleriyle, yetkilerini belirten birer de talimatname verildi. Üyelerin bir diğer önemli görevi de, yeni uygulamaya konulan emlak, arazi ve temettuat yazımına da nezaret etmekti . imar meclisi üyeleri, sorumluluk alanlarındaki bölgeleri yedi-sekiz ay
1 "Çadırcı,
a.g.e., s. 199. Çadırcı, a.g.c. . s. 201. Çadırcı, Aynı yer.
34
dolaştılar ve bu bölgelerde tespit ettikleri sıkıntı, usulsüzlük ve yolsuzlukları İstanbul'a raporlarla bildirdiler1""8. ■
Memleket temsilcilerinin verdikleri raporlardan ortaya çıkan en önemli sonuçlardan biri de, vergi hususundaki yanlış - haksız uygulama ve yolsuzluklardı. Bu sebeple yeniden bir tespit yapılabilmesi için, yeni bir emlak ve temettuat sayımının vapılrnasına karar verildiği yukarıda ifade edilmişti. Vergi hususundaki tüm sıkıntıların ortadan kalkması için öncelikle ahalinin gelirlerinin bilinmesi ve bu gelirlere orantılı vergi tevzii yapılmasının lüzumu ortaya çıktı. Bu hedef doğrultusunda yeniden bir yazım çalışmasına girişildi. 1S45 (1261) senesine ait verginin yine eskisi gibi toplanmasına, bu iş için vali, defterdar ve kaymakamların görevlendirilmesine karar verildi.
Tanzimatla birlikte yapılan yeni düzenlemeler sonrası vergiler ruz-i hızır (ilkbahar) ve ruz-i ■ kasım (sonbahar) olmak üzere iki taksitte toplanıyordu1"39. Raporlardaki şikayetler sonucu bu uygulamanın halkın ödeme gücünü zorladığı anlaşılmıştı. Bu sebeple verginin toplanmasında halka ödeme kolaylığı sağlanacak bazı değişiklikler yapıldı. Bu iki dönem halindeki vergi tahsili gerek çiftçiler, gerekse esnaf ve tüccarı mali bakımdan çok zorluyordu. Çiftçiler mahsul zamanı olmadığından vergilerini ödeyebilmek için faizle para olmak zorunda kalıyor. Zaten ağır olan vergi yükü daha da ağırlamıyordu. Yeni düzenlemeye göre; 1261 (1845) mali yılından itibaren vergilerin; Tüccar ve esnaftan bir sene içinde taksitler halinde alınması, çiftçilerden ise bulundukları bölgede ürün hasad zamanında toplanması kararlaştırıldı140.
Yeni başlanan Emlak ve temettuat sayımlarında daha önceden yapılan (1256) tahrirlerindeki gibi merkezden gönderilen memurlar değil, yerel görevliler sayım yapıyordu. 1256 sayımında yazım işinden merkezce görevlendirilen muhassıllar ve beraberindeki mal ve emlâk kâtipleri sorumlu olup, defterlerin sonlarında muhassillık, Müftü, mal ve emlâk katipleriyle, meclis (muhassıllik) azalarının mühürleri bulunuyordu141. Yeni sayımlarda ise (1260) Şehir, Kaza ve köylerde müslümanlann
1 "Çadırcı.
a.g.e. . s. 202. 39Güran. a.g.e., s. 13. M0Giiran. a.g.e., s.
14., Çadırcı, a.g.e. , s.200.
11 ■
Mübahat Kütükoğlu. "Osmanlı Sosyal ve İktisadi Kaynaklarından Temettü Defterleri. XII. T.T.Kongeresi, basılmakta olan tebliği. Ankara 1994. s.2 vd.
yazılması muhtar-ı evvel ve saniler ile köy ve mahalle imamlannca. gayr-i müslirrilerin yazımı ise kocabaşılanyla papazlar tarafında yapılmıştır142. Defterlerin sonlarında mahallelerin muhtar-ı evvel ve sanîleriyle, mahalle imamlarının mühürleri vardır14"".
Bu son yazımda da geleneksel Osmanlı sosyo-iktisadi yapı çekirdeğini teşkil eden "hane" biriminin kullanıldığını görülür. Her hanenin arazisi ve hasılatı, gelir getiren menkul ve gayr-i menkulleri, hane reisinin gerek meslek, gerekse "zuhurat" olarak adlandırılan muhtelif gelirleri ile, bu gelirlerin toplamı, esnaf ve tüccar ise ticaret ve sanatından yıllık geliri, ortakçılık gelirleri, hanelerin elde ettikleri zirai mahsulden ödedikleri toplam öşür, ader-i ağnam gibi vergiler ve vergi-i mahsusa ayrıntılı bir şekilde yazılarak, yazımı biten mahalle defterleri muhtar, imam ve kocabaşılarca onaylanıyordu.
Yazım işi bittikten sonra köylere ait defterler bağlı oldukları kaza1 da toplanacak, burada kaza meclislerince kontrol edildikten sonra, bağlı olduğu sancak merkezine gönderilecekti. Tahrir yapılırken aynı zamanda imar meclisi üyeleri de bu bölgelerde dolaştıklarından yazımı biten defterleri tetkik edip hemen İstanbul'a göndereceklerdi. Sayım işinin biran önce bitmesi için; yazımı biten bütün defterler imar meclisi üyelerinin kontrolü beklenmeksizin, {"eğer o sancaktan daha önce geçmişlerse) hemen merkeze ulaştırılacaktı144.
Yazım işinin ilk başlandığı aylarda eyaletlerden hiç bir haber gelmemesi merkezi tedirgin etmiş ve eyaletlere çeşidi emirler gönderilip, sayım işinin üzerinde titizlikle durulması istenmiştir. Tahrir işinin yapılma şekli, defterlerin ne şekilde tanzim edileceğine dair örnek defterlerde hazırlanarak zaman zaman eyaletlere gönderilmiş ve defterlerin aynı tertipte olmasına gayret edilmiştir145. Bütün bu ihtimama rağmen. eyaletlerde yapılan sayımın istenilen şekilde olup olmadığını kontrol için ilk yazılan defterlerin örnek olarak merkeze gönderilmesi istenmiş ve bu defterler eğer doğru tutulmuşsa tahririn aynen devamına, istenilen şekilde değilse gerekli düzeltmeler yapılarak, yazım işinin bu düzeltmelere göre yapılması istenmiştir146.
M:Kütükoğlu, aynı yer. Çadırcı, a.g.e. . s. 208 vd. ""Defter sonu örneği için bk. vesika
I.Ek.I. ""Tozduman. a.g.t., s. 20. U5Tozduman.
aynı yer. 'Tozdunıan, a.g.t.. s.21.
Tüm bu çabaların tek hedefi vardı, o da; yapılan bu sayımın amacına uygun olması, halkın mali. gücünü en gerçekçi biçimde yansıtması ve toplanacak vergiyi de bu mali güce göre halkı zor duruma düşürmeden adilce tevzi edebilmekti. 1S45 (1261) yılında başlanan bu sayım ve yazını işleminde tutulan "Emlâk, Arazi; Hayvanat ve Temettuat" defterleri bu çalışmanın kaynağını teşkil etmektedir.
Maliye varidat kalemi defterlerinden olan Temettuat defterlerine, bundan birkaç yıl öncesine kadar Maliyeden müdevver ve Kepeci tasniflerinde tek tük rastlanıyordu. Temettuat defterlerinin topyekün araştırma hizmetine sunulması 198S yılından sonra yapılan çalışmalarla gerçekleşti. Temettuat katalogu olarak hizmete sunulan seri. 9 katalogda'47 17.747 defterden oluşmaktadır. Çalışmamızın konusu olan Mudurnu Kazası ve Bolu eyaletinin diğer kazaları bu serinin III. cildinde yer almaktadır. Mudurnu kazası'na ait defterler 4400-4437 numaralan arasında olup, 59 defter'den oluşur. Bu 59 defterden 31 tanesi (suretleriyle birlikte) Mudurnu mahallelerine, geri kalan 2S defter, Mudurnu divan ve köylerine aittir.
Temettuat defterleri çok ayrıntılı olarak yazılmış olmalarından dolayı Osmanlı iktisat tarihi bakımından büyük önem taşımaktadır. Aynca bu defterler ihtiva ettikleri sosyo-kültürel bilgiler bakımından da kültür ve medeniyet tarihine önemli birer kaynaktır. Osmanlı devletinde XVII. y.y'dan sonra yapılan ıslahat hareketlerinde Batı'mn (Avrupa) model alındığını biliyoruz. XVI. y.y'da verilen ve bizim kapitülasyon olarak bildiğimiz iktisadi ayncahklar, devletin zayıflaması sonucu XIX. y.y'da iktisadi bir işgale dönüştü. Gerek Batı'ya karşı duyulan ilgi sonucu kültürel, gerekse sanayi devrimi sonrası meydana gelen yoğun iktisadi Avrupa baskısı karşısında, yok olan el tezgahlarımız ve yerli sanayimiz gibi örf ve adetlerimiz de unutuldu, Batı'ya ait alışkanlıklar örf ve adetlerimizin yerini doldurdu.
Zaman İçinde her millet için değişme ve gelişme kaçınılmaz olsa da, bir milletin varlığını koruyabilmesi için, kendine ait maddi - manevi özelliklerini sonraki nesillere aktarabilmesi de gerekir. Türk milleti olarak, batılılaşma çabalan sonucu kültürümüze ait özelliklerimizin çoğunu kaybettik, yetişen kuşaklar birbirini anlamaz hale geldi.
U7Temettuat Kataloglarında: .Ankara, Aydın. Bolu. Cezayir-i
Balır-ı Sefıd. Edirne, Erzurum. Hüdavendigar, Konya. Nişr Rumeli.
Selanik. Silistre. Sivas. Üsküp. Vidin eyaletlerine bağlı sancak ve kazalara ait defterler bulunmaktadır. Bu
eyaletlerin kataloglarındaki yerleri için bak.; Başbakanlık Osmanlı Arşiv Rehberi. Ankara iyıJ2. s. 281
zevkler ve duygular tamamen farklılaştı, geçmişten günümüze ve geleceğe uzanan köprünün bir kısmını bu yozlaşma seli aldı götürdü.
İşte Temettuat defterlerinin önemi burada ortaya çıkıyor. Bugün çoğunluğunu unuttuğumuz iktisâdi ve kültürel değerlerimiz bu defterlerle günümüze ulaşabilmiştir. Temettuat defterleri dikkatle incelendiğinde; daha bir - birbuçuk asır öncesinde toplum hayatımızda yoğun olarak yaşayan bazı iş kollan ve sanat dallarının bugün maalesef yok olduğunu, kısmen yaşayan bazılarının da birçok özelliğinin bugün uğraşanlarca dahi bilinmediği görülür.
Bu defterlerin belli bölgelere ait olanlarının bir bütün halinde incelenmesi durumunda, İmparatorluğun XIX. y.y. ortalarına ait sosyal ve iktisadi tarihi pek çok yönüyle aydınlığa kavuşacaktır148.
İhtiva ettikleri bilgiler hakkındaki bu genel değerlendirmeden sonra defterlerin tertip tarzına da bir göz atalım. Temettuat defterleri şu şekilde düzenlenmiştir;
Defterler la1 dan başlatılmış sayfanın üst başına sırasıyla Eyalet - Sancak - Kaza adlan kaydedildikten sonra defterlerdeki bilgilerin ait olduğu mahalle veya köyün adı yazılmıştır. Örnek verecek olursak;
"Bolu Eyaleti mülhakatından, Bolu sancağı kazalarından, Mudurnu kazası kasabasında, Musalla mahallesinde mukim ahalinin, emlâk ve arazi ve temetîuatlarını miıheyyin defteridir"149.
Temettuat defterlerinde; şehirlerle, birden fazla mahalleden oluşan köylerde genellikle her mahalle için ayn bir defter düzenlenmiştir150. Ancak bu durum konumuzu teşkil eden Mudurnu kazası köyleri için pek geçerli değildir. Şehir merkezinde her mahalle İçin ayrı bir defter tutulmasına rağmen, köyler için durum farklıdır. Mudurnu kazası köyleri "divan" adı verilen ve bugünkü anlamda "merkez köy" olarak adlandırabileceğimiz idari birimler altında yazılmıştır.
Alpagut Divanı, Sırçalı Divanı, Çağşak Divanı, Sorkun Divanı gibi adlarım sayabileceğimiz 20 divan'a bağlı 129 köy bu idari birimlerin altında topluca bir deftere kaydedilmişlerdir151. En azından şunu söyleyebiliriz ki; mahallinde yazılan defterler bu şekilde topluca yazılmıştır. Bu fikre köylere ait müstakil defter bulunmadığını
M8Kütûkoğlu ,a.g.Leb.,
s. L. M9BOA. ML. VRD. TMT, nr.442ü. 15riKütükoğİu. aynı yer. I5IBOA. ML.CRD. 2071.
38
aörmekle ulaşmamıza rağmen bir istisna olarak Sıçalı Divanfna' bağlı Ekincik karyesinin bir müstakil defteri olduğunu tesbit etmiş bulunuyoruz1"2. Bu defter bizlere, diğer köylere ait müstakil defter bulunabileceğini göstermesine rağmen başka bir örneğine rastlanmamıştır.
Köyler gruplar halinde bazen üç - beş tanesi, bazen de daha fazla köy bir divana bağlanmıştır. Mesela yukarıda isimlerini zikrettiğimiz divanlardan Sırçalfya bağlı; hane sayıları 6 ila 29 arasında değişen 15 köy15"1 ,Sorkun'a bağlı; hane sayılan 2 ila 21 arasında değişen 15 köy134, Alpagut'a bağlı; hane sayılan S ila 55 arasında değişen S köy155, ve Virancik'a (Örencik) bağlı; hane sayılan 41 ila 63 arasında değişen 3 köy vardır156. Verilen örneklerden de anlaşılacağı gibi. divanlara bağlı köy sayılan ve hane miktarlan değişmektedir.
Köyler bir divan altında toplandığı gibi; dikkat çekici bir misal olarak mahallelerin de bir divan altında toplandığı görülür. Bu çalışmanın konusunu teşkil eden Mudurnu kazasına ait bir defterde157 kazanın 11 mahallesi 3 mahallenin adı altında "divan" olarak toplanmıştır. Onbir mahallenin bir arada yazıldığı mahalle divanlar;
"Der mahalle-i Divan-1 Cami-i Kebir,
Der mahalle-i Divan-ı Mıısalla, Der Mahalle-i Divan-t Kaygana "dır.
Bir varidat muhasebesi defterinden alınan bu kayıt, "Divan" tabirinin idari ve iktisadi amaçla kullanılan bir tabir olduğu kanaatim uyandırmaktadır. Tanzimat sonrası yapılan idan düzenlemeler ve konumuz olan temettuat sayımlan esnasında, bugünkü Mudurnu kazasına bağlı olan köyleri harita üzerinde tesbit ederek divanların oluşumunu göstermeye çalıştık . Mudurnu - Bolu - Zonguldak - Kastamonu bölgesinde yoğun olarak kullanılan bazı örnekleri günümüze kadar selen159 "Divan" tabiri hakkında
I52BOA. ML VRD TMT. nr.
17250.
!53BOA. ML.VRD. TMT, nr. 4423.
l5^BOA. ML.VRD. TMT, nr. 4402
l55BOA. ML.VRD. TMT. nr. 4406
15fBOA. Kamil Kepeci. nr. 5986.
157BOA. Kamil Kepeci. nr. 5919.
15BBak Harita Ek.II.
!59Mesela bugün Bolu'nun bir ilçesi "Dörtdivan". Divan tabiri yalnızca son dönemlerde kullanılan bir idari terim değildir, klasik dönemde de yaygın olarak kullanılıyordu. Bak.:Ö. Lütü Barkan. XV ve XVI. Asırlarda Osmanlı İmparatorluğunda zirai ekonominin hukuki ve mali esasları. Kan un lar. I. İstanbul 1943 .s.28 vd.fBolu Livası Kanunu)
tatmin
edici bir açıklama
bulunamamıştır. Bu husus
daha geniş, araştırmalara
muhtaçtır. •
Temettuat defterlerinin tanzim şekline gelecek olursak; Defterlerde verginin esas olduğu hane reislerinin isimleri yazılmıştır. 1261 (1845) tarihli temettuat defterlerinde aile reislerinin adlan, aile veya şahıs lakabı (sıfatı) da mutlaka kaydedilmiştir. Bu bilgiler defterin lb varağına, sayfa başından itibaren "hane" ve hane numarasından sonra kaydedilmişlerdir. Hane reisinin adı, lakabı yazıldıktan sonra (baba adı ile birlikte), ismin sağ üst taralına doğru meşgul olduğu mesleği veya ticareti ile varsa özel durumunu belirten açıklamalar konulmuştur "bi-kudret. alıl, yetim, ihtiyar vb.). Bu hane içinde bir başka aile varsa, (evlenmiş oğul veya damat) o aile de aynca belirtilmiş ve onunda mesleği veya işi kaydedilmiştir. Örnek;
"Hane 67
Numara 1- Vanlıoğlu Mustafa bin Mustafa" ihtiyar ve bi-kııdret Numara 2- ve oğlu Osman helvacı kalfası idüğü"'60
örneğinde de görüldüğü gibi yazılırdı. Bazı defterlerde hane içindeki aile sayısının üçe çıktığı da görülmektedir.
Hane'nin yazımı devam ederken; hane reisinin mesleğinin yazıldığı kısmın altına bir önceki sene verdiği "vergi-i mahsusa"nın miktan, biraz daha sola, varsa ödediği "adet-i ağram". "öşür" gibi vergiler ve oranlan yazılırdı. Yine aynı çizgi üzerinde sanr sonuna doğru, şahsın varsa şehir dışındaki köylerde bulunan menkul ve gayrimenkulleri, esnaf olup kiracıysa. dükkan sahibinin adının ve adresinin belirtildiği notlan görmek mümkündür. Bütün bu bilgilerin yer aldığı hattın alt kısmına ise yine sağdan itibaren, hane reisinin sahip olduğu mezru ve gayr-i mezru tarla (dönüm olarak) miktan, mezru tarlalardan elde ettiği gelir, 1260 (1844) yılında sağladığı hasılat, ortakçı veya ortakçılan varsa köyleri ve adlanyla birlikte hisseleri de belirtilmiştir. Daha aşağıda ve yanda hane sahibinin malvarlığının tesbitine devam edilip, sahip olduğu büyük ve küçükbaş hayvanlar, bunlardan bir önceki yıl gelir getirenler ve gelirleriyle, gelecek yıllarda gelir getirecekler aynca belirtilmektedir.161 Hane sahibinin bağ - bağçe gibi gayr-i menkulleri (evlek ve dönüm olarak) yazılmıştır.
""'BOA. ML,
VRD. TMT, nr.442u.
!GIMese!a "Gayr-ı sağman kara sığır ineği-aitmış iki senesi hasılatından alınacağı"
40
Bilahere hane sahibinin malik olduğu dükkan, han, kahvehane, değirmen, hızar v.b. gayr-i menkuller, işletme durumları, kira bedelleri ve gelirleri de belirtilmiştir. Bunlardan başka; varsa an kovanı, at-katır-eşek v.b. binek ve yük hayvanları, büyük ve küçükbaş hayvanların yavruları ve miktarlarıyla erik, elma, dut ağaçlarının miktarları da (bağçe veya adet olarak) ayrıntılı bir şekilde kaydedilmiştir.
Hane'ye ait tüm malvarlığı ve gelirlerin dökümü yapıldıktan sonra bu gelirlerin toplamı en alta yazılır, bu rakamın altına varsa hane reisinin meslekden, ticaret ve sanatından, vakıfdan olan gelirleri ayn ayrı, onun altına yine varsa, hane içindeki ikinci aile reisi oğul, damat veya üvey babanın geliri, daha alta varsa hanenin yıl boyunca sabit olmayıp tahmini olarak ellerine geçtiği varsayılan "zuhurat" gelirler, kaydedilip toplamı alınarak vergiye esas hane geliri tesbıt ediliyordu.
Bu yöntemle; tüm mahalle veya köy hanelerinin mal sayım ve yazım işlemi yapıldıktan sonra, defterin en sonuna o mahalle veya köyün toplam vergiye esas geliri toplanıp sayfa kapatılmıştır. Bilahare bu son sayfaya; en alta mahalle - köy birinci ve ikinci muhtarlarıyla, mahalle imamı tarafından mahallenin yazımının tam ve eksiksiz yapıldığını, kesinlikle bir su-i istimale fırsat tanınmadığını belirten notu düşüldükten sonra sözkonusu kişilerce mühürlenip defterin yazımı bitirilmiştir. Müslüman olmayan mahallerde bu işlem papazlar veya kocabaşılar tarafından yapılıyordu.
Temettuat defterlerinin Başbakanlık Osmanlı Arşivindeki türn nüshalarında bu mühürleri görmek mümkün değildir. Bunun sebebi mahallinde yazılıp merkeze gönderilen defterlerin, burada suretlerinin çıkarılmış olmasıdır. Bu suret defterlerde defterin sonunda "bende"' ibaresi yapılıp kapatılmıştır. Bu defterlerin merkezde birer, hatta birbirinden farklı ikişer suretlerinin çıkanldığı kuşku götürmez. Çünkü bu suret olarak adlandırdığımız defterler gerek ebat, gerek yazı, gerekse tanzim ve muhteva açısından asıllarından oldukça farklıdır. Bu suret defterler de kendi aralannda iki ayn sistemde tutulmuştur. Bizim burada I. suret olarak adlandıracağımız ilk nüshalar II. surete göre daha mufassal olarak tanzim edilmiştir. Fakat bu mufassal dediğimiz suret de, asıl deftere göre162 oldukça kısaltılmıştır. Meselâ bunlarda "I. suret'te"16:> öşür rniktan yazılmış ancak hangi mahsulden (arpa, buğday, kabluca) olduğu belirtilmemiş,
BOA. ML .VRD .TMT. nr.442(). (hane I.) şeklinde bir notu görmek mümkündür. 1(12 BOA. ML. VRD. TMT. nr.4420 fasıl defler) Vesika lLEk.HI. "i3 BOA. ML. VRD. TMT. nr.442l)a
(t. suret) Vesika III.Ek.IV.
yalnızca hane'den alman toplam öşür belirtilmişken, II. suret"'4 dediğimiz icmal (özet) defterlerde öşür ve vergi-i mahsusa hakkında hiçbir bilgi ve kayıt verilmemiştir. Bu hususta karşılaştırmalı bilgi için bak ek vesikalar no II-III-IV.
Bizim bu çalışmamızda tesbit ettiğimiz suret defterlerin, daha ziyade şehir merkezi mahalleleri için çıkarıldığı köy ve divanlara ait defterlerin belki de zaman azlığı sebebiyle suretlerinin çikarılamadığı yönündedir.
Temettuat sayımlanna başlandığında, Maliye Nezareti geçici olarak "Ceride Muhasebesi" kalemini ihdas etmiş ve bu kaleme "ceride muhasebecisi" ile "mümeyyiz-i ula" denilen görevliler tayin edilmişti. Yazımı biten eyaletlerden gelen defterler vergi ve temettü miktarı hesaplanıp biri merkezde kalmak, diğeri mahalline gönderilmek üzere iki nüsha halinde temize çekilecekti. (îşte bu nüshalar bizim yukarıda sözünü ettiğimiz ve ek'de örneklerini verdiğimiz defterler olmalıdır.) .Ancak bu işlemin çok zaman alacağı düşüncesiyle bilahere vazgeçildi ve asıl defterlerin sonlarına geçmiş senenin vergi ve temettüsünün yazılması ile her bir kaza için temettuat ve vergileri gösteren birer pusulanın merkeze gönderilmesinin yeterli olacağına karar verildi '.
Temettuat yazımının asıl amacı yukarıda da belirtildiği gibi, verginin adil bir şekilde dağılımının sağlanması idi. Burada devletçe güdülen diğer bir amaç da vergi toplayabilmek ve vergi kaçaklarını mümkün olduğunca önleyebilmekti. Devlet giderlerini karşılayabilmek için gelirlerinin anması gerekiyordu. Eyaletlerden vergi pusulaları merkeze geldiğinde bunlar cizye, ihtisap, mukataat gibi vergilerle maktuat toplanıp devletin tgplam gelirleri belirlenecekti. Asakir-i nizamiye, tahsisat-ı seniyye, maaş, esham gibi devlet giderlerinin toplamı da ortaya konularak gelir - gider dengesinin sağlanması amaçlanmıştı.
Temettuat sayımlarında verginin adilane tevzii amacına, bilhassa "vergi-i mahsusa" oranlarında ulaşılamadığı açıkça görülür. Defterlerin merkezde toplanmasıyla birlikte bu gerçek ortaya çıkmıştır. Konumuzu teşkil eden Mudurnu kazası defterlerinde de, bu vergi türünde adaletsiz dağılımın örneklerini bol miktarda görmek mümkündür. Aynı mahallede oturan16fi ve yıllık geliri 100 kuruş olan eskici esnafı Hızarcıoğlu Mustafa bin Abdurrahrnan'dan 20 kuruş vergi-i mahsus alınırken,
164 BOA. ML. VRD. TMT.
nr.4432 (II. suret) Vesika ÎV.Ek. V.
Tozduman, a.g.t.. s.23. lKBOA. ML. VRD. TMT. nr.44I8.
42
1280 kuruş yıllık geliri olan İbiloğlu Emin bin Salih'e 40 kuruş vergi-i mahsusa tahakkuk ettirilmiştir. İki gelir arasındaki korkunç uçurumun maalesef (1/5 ve 1/30) vergiye yansımadığı çok net bir şekilde görülmektedir.
Bu ve benzeri örnekleri aynı mahalle ve başka mahallelerden çoğaltmak mümkündür167. Bu sayımın yapılmasında mahalle muhtar ve imamlarından faydalanılmasmın sebebi, çok iyi tanıdıkları kendi çevrelerinin gelir ve vergilerinin adilce dağıtılmasında istifade edilmesi düşüncesi idi. .Ancak bu kadar yakın bir çevre içinde yazılan sözkonusu değerlerin bu denli tutarsız olmasının sebebini anlamak kolay değildir. Bu tür dengesizliklere eyaletlerden merkeze gönderilen defterlerde de rastlanmış ve söz konusu dengesizliğe dikkat çekilmiştir1'"11.
Bütün bu olumsuzluklara rağmen Devletin vergiyi adilce dağıtmak hususunda gösterdiği çabalar ve yaptırdığı sayımlardan kendileri için iyi neticeler çıkacağını düşünen halkın, başkente teşekkür mektupları yolladığı dahi görülmektedir"'9.
Vergi sisteminde yeni uygulamaya, tahririn tamamlanmasından sonra 1262 (1S45) yılında geçilecekti. Ancak bu yıla gelindiğinde yazım ve sayım işleminin bitmediği görüldü. Ayrıca dengesiz vergi dağılımı Meclis-i Vala tarafından da tesbit edildiğinden ve yazımın tamamlanamamış olmasından 1262 yılında da verginin bir önceki yılda toplandığı gibi toplanmasına karar verildi170.
Aynca; yeni vergi sisteminin denenmesinin tüm yurt sathında bazı zorluklan olacağı düşüncesiyle, İzmit ve Gelibolu sancakları örnek uygulama alanı olarak seçilmiş ve vergilerin uygulanmasına ilk olarak buralarda başlanmıştır171.
Verginin ıslahı, gelirlerin artırılması, halkın mali gücünün belirlenmesi uğrunda yapılan tüm bu çabalar sonuç vermedi. "An-cemaatin vergi" diğer adıyla ** vergi-i mahsusa" 1275 (1S58-1S59) yılında kaldırıldı.
Yapılan tüm masraflar boşa gitmiş, istenilen sonucu elde etmek için yeni bir tahrir yapılmasına karar verilmiştir. Bursa ve Konya'da başlanan yazım işleminin diğer bölgelerde de yaygınlaştırılması düşünüldü. Yeni sistemde arazi ve gayr-i menkulün
lrt7BOA.
ML. VRD. TMT. nr.4418.(97 no'lu hane sahibi Hisardağlıoğlu Mustafa bin
Hüseyin'in 50
kuruşluk yıllık gelirine karşılık 32 kuruş vergi-i mahsus yazılmıştır.) lrı8Tozduman. a.g.t. s.25. m'aym yer.
17f)Tozduman. a.g.t.. s.26. I71avnı ver.
hem değeri, hem de hasılatı yazılacak ve her hanenin yıllık geliri Lazerinden venn alınacaktı. Tahrir önce şehirlerde başlatılacaktı, bu iş için şehir ve kasabalarda emlak komisyonları, köylerde tahmin komisyonları kurulmuştur172.
Ancak; bu tahririn yapılmadığı ve devam ettiği yerlerde, an-cemaatin ver«n toplanmaya devam edilmiş, hatta II.'Meşrutiyet1 e kadar bu verdinin uygulandığı bölgeler olmuştur. Gerçekten de bu vergi üzerine tartışmalar bitmemiş, hatta meşrutiyet yıllannda da İstanbul basınında temettuat mevzu'u üzerinde bazı derişiklik isteklerini konu alan yazılar görmek mümkündür173.
Vergi konusunda kesin sonuç, 1277 (1860-61) yılında ülke topraklarında bölümler halinde gerçekleştirilen tahrirlerin bitiminde alınabildi. Bu tahrirler sonrasında vergilerin oranlan belirlendi ve bu yeni oranlara aöre toplanması kararlaştırıldı .
mTekalif Kavaidi. II,
s.72 v.d.
173Faik Nüzhet Jemettu ı>erg/.v/.(Sclanik Maliye Müfettişi). Ulum-u tktisadiyye ve İçtimaiyye
mecmuası, i-4. (30 Kanun-1 evvel 1324) Bolu
il halk Kütüphanesi eski'eserler nr 23034 s'J89
314. "
mTekaüf Kavaidi, aynı yer.
-İL.
44
I. BOLUM
XIX y.y ORTALARINDA MUDURNU'NUN SOSYAL
YAPISI
İktisat tarihçilerine göre şehirlerin mevcudiyeti iktisadi gelişmeye olumlu etkiler yapmaktadır. İktisadi gelişmeyi etkileyen şehir ve kasabaları özellik olarak tek bir çatı altında toplamak ise mümkün değildir175. Gerek coğrafi konum ve çevresel etkenler gerekse sermaye .birikimi sonucu şehirlerin nüfuslarıyla birlikte sosyo - ekonomik yapılan da birbirinden farklıdır. Bu çeşitli şehir ve kasaba ekonomi tiplerinin varlığı iktisat tarihçilerini şehir ve kasabaları iktisadi yapılarına göre ayrı gruplarda toplamaya yöneltmiştir175.
Türk siyasi ve iktisadi tarihinin uzun ve önemli bir bölümünü teşkil eden Osmanlı devleti dönemine ait, şehirlerin iktisadi hayat üzerindeki etkilerinin ortaya konulduğu araştırmalar daha ziyade gelişmiş ticari -
175 Tevfîk Güran ,"Ondokuzuncu yüzyıl Ortalannda Ödemiş
kasabasının Sosyo-Ekonomik
özellikleri", Ö.Lütfi Barkan'a Armağan ±F.M..41/l-4.(İstanbuI l985),s.301. 76 Güran .avnı ver.
45
siyasi merkezler üzerinde yoğunlaşmışı.-bin ve biraz üzerin dök i şehir ve kî-z^: hakkında ise yakın zamanlara kadar fî_z:.. Devletinin temel örgütlenme biçimi ka~.T . şehir ekonomileri, taşıdıkları büj~.i_-i araştırılmamıştır. Yapılan, yapilmalcii araştırma ve incelemeler neticesinde z.^ eden bu kasaba şehirlerin ülkenin so£" t gerçek etkileri ortaya konulabilecektir ekonomik yapısının genel özellikleri, yızz incelemeler sonucu gün ışığına
Nüfusu 2-3 binden başlayıp 10 ıirm sosyo - iktisadi yapılan
bir çalışma yoktu177. Osmanlı
~:r:n oluşturduğu bu az nüfuslu
öneme rağmen yeterince
alan ve ileride yapılacak
';etin idari temel taşını teşkil
- ekonomik yapısı üzerindeki
L'smanlı taşra idari sosyal ve
::acak bu mahalli araştırma ve
I. Demografik Vi.uı.
a)Nüfus Yapısı ve Toplanı >"üfus,
Klasik dönemden XIX. y.y'la ge_rr-i:eye değin Osmanlı Devletinde nüfusun tesbitine yönelik bir çalışma zz~î::mez. Yüzyıllar boyu yapılan Tapu Tahrir yazımları daha ziyace "ergi ve toprağın tesbitiyle, mahsuller ve mahsullerden alınan öşûr-^r: belirten, iktisadi yönü ağır basan sayımlardır.,
II. Mahmud dönemi birçok al3j= zzz. ilklerin yaşandığı bir zaman dilimi olarak; memlekette yaşayan ^r.s.linin erkeklerinin tesbitini öngören ilk nüfus sayımının da yar ~i:ı dönemdir. Bu ilk sayım; bugünkü anlamda tüm ahalinin sayım; v—±;:inde değil, bir yaşından yüz yaşına kadar-olan erkek nüfusun, ^nr.jeri ve yaşlan belirtilmek suretiyle yazılması işlemidir178. İlk Turfus tesbit çalışmalarına önce
Kütükoğlu .a.g. tebliğinde son dönemde bu konudî -^znuaiı çalışmaları şu şekilde vermektedir; Ödemiş Kasabası-Güran,a.g.m.. Aydın GüzeIhisiL~-~~ rrriumun.a.g.l.. Bursa, Salih Aynural, |
177
I7S
Bozdoğan (AydınySabn Sûrvegil. £o/tf-Mehmet İs Nuri Adiyeke. Bergama -Müzeyyen Kaşez tarafla; çalışılmaktadır.
Mahir AYDIN. " Sultan II. Mahmud Döneminde N. ve Reformları semineri, İstanbul 1990. s. 81 v.d.
iş. Gerede-Ramazan Kaşmer, Milas-hazirlanmış veya henüz üzerinde
r--.-y. NûAıs Tahrirleri "\ Sultan II. Mahmud
t;
>, 4?
edilirken; reaya yani gayri müslimler ise, a/a, evsat^ e cin a ve sıbyan şeklinde, cizye sınıflarına göre ayrılmıştır11"1.
Bolu sancağı nüfus sayımı neticeleri bugüne kadar hiçbir yerde yayınlanmamıştır*. Başbakanlık Arşivinden elde ettiğimiz belgelere göre Mudurnu kaza merkezinin ve köylerinin iki ayrı tarihteki nüfus durumu şu şekildedirıs'\
İlk nüfus sayımının yapıldığı yıllara ait olması muhtemel olan bir defterde Mudurnu kazası hakkında şu bilgilere rastlıyoruz. Bolu livasına bağlı Mudurnu kazasının II mahalle ,20 divan ve 129 köyü vardı. Şehir merkezinde yaşayan erkeklerin sayısı 1422 olup bunun 2/3'ü çocuk ve gençlerden oluşmaktadır. Buna göre nüfusun %65'i genç nüfus d an meydana gelmektedir. Aynı kaynağa göre köylerde yaşayan 7723 erkekden 588S'i tüvana ve sıbyan olup, köy erkeklerinin de 3/4'ü (%75) gençlerden oluşmaktaydı. Bu bilgiler Mudurnu ve köylerinin bu yıllarda işgücü potansiyeli yüksek genç bir nüfusa sahip olduğunu gösterir.
Bir bölgedeki nüfusun yaş yapısı o bölge nüfusunun gelişme eğilimleri hakkında bilgi verir. Nüfusun yaş yapısı İle gelişme kapasitesi arasında belirli bir ilişki vardır. Genel olarak nüfus içinde 0-14 yaş grubunun (sıbyanj oranı arttıkça nüfusun büyüme eğilimi de güçlenmektedir. Demografik araştırmalara göre 0-14 yaş grubunun toplam nüfus içindeki payı %20 civarında ise o nüfus gerileme, %26.5' ise sabit kalma, %40 ise artma eğilimindedir186. Mudurnu kazasında sözkonusu deftere göre 0-14 yaş grubunun toplam erkek nüfus içindeki
mAydın,a.g.m.s. 97
*EnverZiyaKaraTın neşrettiği İstanbul Üniversitesi Kütüphanesindeki 1247 tarihli mücmel
defter (Bk. Osmanlı İmparatorluğunda İlk Nüfus Sayımı - 1831. Ankara 1943) de Bolu sancağı
ve kazaları hakkında bilgi yoktur. |85BOA, ML. CRD .2071 nolu defter tarihsiz olup muhtemelen ilk nüfus sayınımın bir İcmali
olabilir. BOA. ML. CRD. 376 no'lu defter ise üzerinden en son 1256 tarihli kayıtlar bulunan bir
nüfus yoklama icmalidir. 186 Tevfik Güran /'Osmanlı İmparatorluğunda Ondokuzuncu yüzyıl ortasında bir kırsal bölgede
ekonomik ve sosyal yapı". 5,6. (Bu çalışma Fransızca olarak Bulgaritan'da yayınlanmış olup
sözkonusu malumat yazarın elindeki Türkçe müsveddeden alınmıştır.)
48
oranı %33 olması kazada nüfusun artma eğil imin dç olduğunun göstergesidir.
Bu deftere göre Mudurnu kazası köyleri ile birlikte ilk nüfus sayımının yapıldığı yıllarda 3247 tüvana, 35S1 sıbyan ve 23 17 musin ve sain toplam 9145 erkek nüfusu barındırıyordu.
Son olarak 1256 tarih kaydını taşıyan nüfus yoklama defterinde ise Mudurnu kazasında 3 198 tüvana, 1872 sıbyan ve 2967 musin olmak üzere 8037 erkek nüfus bulunuyordu. Bu değerlerde daha önce verilen bilgilere oranla büyük farklılık görülüyor. Toplam nüfustaki 1100 kişilik farkın nereden kaynaklandığını kestirmek mümkün olmasada bir hata olması ihtimal dahilindedir. Bu defterdeki kayıtlarda bilhassa sıbyan (0-14 yaş) lann sayısındaki büyük azalmanın o yıllarda çocuklar arasında bir salgın hastalık sonucu toplu ölümler olabileceği ihtimalini akla getirmektedir.
Yaklaşık bu %100'lük (3581-1872=1792 fark) düşüşün mantıklı bir açıklaması olması gerekir. Nüfus yoklama defterinde dikkati çeken bir diğer önemli husus da daha önceki defterde ve Temettüat defterlerinde hiç bahse dilmem esi ne rağmen az da olsa bir gayri müslim nüfusun Mudurnu'da olduğudur. Defterde verilen değerlere göre; Mudurnu'da son olarak 1256 yılında 5 Alâ, 50 Evsat ve 18 Edna derecelerinden olmak üzere toplam 73 cizye veren gayr-i müslim erkek bulunmaktadır187. Bu reayanın şehir merkezinde değil, kırsal kesimde bir köyde yaşadıkları ihtimali daha kuvvetlidir. Temettüat sayımlarından en fazla 5-6 yıl önceye tesadüf eden, son yoklamada mevcut bulunan gayr-ı müslim tebanın, Temettüat yazımlarında da mutlaka kayıtlı olması gerekirdi.
Gayr-ı müslim nüfusla ilgili daha geniş bilgiler, Mudurnu köylerinin defterleri İncelendiğinde açıklığa kavuşacaktır.
I87BOA, ML CRD. nr.
376. s. 18.
1264 (1850) tarihli bir deftere göreliis, Mudurnu kazası mahalleleri 667 haneden oluşuyordu. 1321 (1905) tarihli Kastamonu vilayeti salnamesine göre ise Mudurnu kazasında 785 hanede (11 mahallede) 1461 erkek ve 1575 kadın nüfusu yaşamaktadır1^. Burada belirtilmiş olan erkek ve kadınlar tüm nüfusu kasdediyorsa ve bizim geleneksel olarak bildiğimiz "hane" deyimine göre "5" kişinin bir haneyi oluşturduğu varsayılırsa190. Mudurnu'da bu geçerli olamaz çünkü bu rakamlara göre kazamızda ortalama her haneye 4 kişi tekabül etmektedir.
Bu değerlerden anladığımız kadarıyla Mudurnu'nun nüfusu geçtiğimiz yüzyıl boyunca ve XX. yy. başlarında üçbinin biraz üzerinde olmuştur.
b) Mahallelere Göre S Uf usun Dağılımı,
Mudurnu kazası mahallelerinde nüfusa geçmeden önce mahalle adları üzerinde durmamız gerekiyor. XVI. y. yıl in ilk çeyreğinden XX.y.yıl başlarına kadar kazamızın mahalle sayısında bir değişiklik görmüyoruz. Yavuz Sultan Selim dönemine ait olduğu tahmin edilen Tapu Tahrir Defterinde kazanın II mahallesi olduğunu görülür. Bu 11 mahelienin aradan geçen dört asırlık zaman içinde yalnızca dördünün adı değişmiştir.
Tablo I'de görüldüğü üzere Tapu Tahrir Defterine göre Mudurnu mahalleleri şunlardı; Şehir, Hızır Fakih, Havlu, Sııkiyan, Akkadı, Cami. Kazgan, İmaret, Seyrana ık, Kaygana ve Çilingir. Bu mahallelerden, Hızır Fakih, Havlu, Akkadı, Kazgan, İmaret, Seyrana ık. Kaygana mahallelerinin sonraki yıllarda da isimleri aynı kalırken; Mahalle-i Şehir, Mahalle-i Sııkiyan, Mahalle-i Cami ve Mahalle-i Çilingir yerini Mahalle-i Musalla, Mahalle-i Cami-i Cedid, Mahalle-i Cam i-i Kebir ve Mahalle-i Çetin adlarına bırakmıştır. Bu mahallelerden hangisinin bir
ia*BOA;Kainii Kepeçi.
nr. 376. s. 18.
l ün *
Kastomonu Vilayet Salnamesi. 1321 190 Bak. dipnot 19İ.