
|
MUDURNU EVLİYALARI
MUDURNULU DÂVÛD HALVETÎ
Ali Bey adında bir zatın oğlu olarak Mudurnu’da dünyaya gelmiştir. Doğum târihi belli değildir. Kaynaklarda "Uzun Dâvûd" ve "Dâvûd-i Mudurnî" adıyla tanındığı belirtilmektedir. Halvetiliği Mudurnu’ya ilk olarak getiren kişidir. Fatih Sultan Mehmet, II. Bayezid ve Yavuz Sultan Selim’in padişah olduğu dönemde yaşamıştır.
Bağdat’a gidip tahsil görmüş , medrese ilimleri tahsil
ettikten sonra tasavvufa yönelmiştir. Amasya’ya giderek Halvetî
tarikatinin önemli şeyhlerinden
Habip Karamânî[1]’ye
intisap etmiştir. Gerekli eğitimi aldıktan sonra insanları irşat
etmek üzere memleketi Mudurnu’ya gönderilmiştir.
Halvetîliği Anadolu’ya taşıyanlardan
Yahya Şirvanî
halifesi Habib
Karamanî’den hilafet alarak geldiği Mudurnu’da
ilk Halvetî tekkesini- kanaatimizce- Mudurnulu Uzun Dâvud
kurmuştur. Burada bir çok insanı yetiştirmiş, ilmi çalışmaları
ve kerametleriyle tanınmıştır.
İLMİ ÇALIŞMALARI ve Gülşen-i Tevhid
İsfendiyâroğlu Kızıl Ahmed Bey[2], Şeyh Dâvûd'a bir mektup yazarak, kendisinden “Devâir-i hams” hakkında bilgi istemiştir. Bu konuda yazdığı küçük risale çok beğenilince, yine Kızıl Ahmet Bey’in isteği ile tasavvufî bazı meseleleri daha kapsamlı olarak açıklayan açıklayan Gülşen-i Tevhid[3] adlı eserini yazmıştır. Gülşeni Tevhid, tasavvuf ehli arasında çok okunmuş ve itibar görmüştür.
Kaynaklarda halîfelerinden "Kâşifî" mahlaslı
bir şâirin, Şehristânî'nin Milel ve Nihâl kitabı tarzında,
Tehzîb-ül-Akâid ve Müfîdet-ül-Fevâid isminde bir eserinden söz
edilmektedir. Kâşifî dışında yetiştirdiği başka isimler
anılmamaktadır.
Mudurnulu Uzun Dâvûd’un bir çok kerâmetleri
görülmüştür. Şakâyik-i Nu’maniyye adlı meşhur eserin sahibi
Taşköprülü-zâde Ahmet Efendi, onun duasıyla konuşmaya
başlamasını eserinde bizzat anlatmaktadır.
TAŞKÖPRÜLÜ-ZÂDE’YE YAPTIĞI DUA Şakâyik-i Nu'mâniyye kitabının sâhibi[4] şöyle anlatır: Doğduğum andan bülûğ yaşına girinceye kadar dilim çözülüp konuşamamıştım. Bir gün babam beni alıp, Şeyh Dâvûd'a götürdü ve benim bu hastalıktan bir an önce kurtulmam için duâ etmesini ricâ etti. Tâhâ sûresi 25-28'nci âyet-i kerîmelerinde meâlen; "Ey Rabbim! Benim göğsüme genişlik ver. İşimi kolaylaştır. Dilimden düğümü çöz. Böylece sözümü iyi anlasınlar!" buyrulduğu gibi duâ etti. Kendi mübârek ağızlarından, benim ağzıma bir şeyler okudu. Dilim hemen çözüldü. Evimize döndüğümde annemi görünce; "Anacığım, artık ben konuşuyorum." diye seslendim."[5]
Davûd-i Halvetî, (h.913/m.1507) tarihinde Mudurnu’da
vefât etmiştir. Tac’üt-Tevârih’de vefat tarihi h.915/m.1509
olarak kaydedilmiştir.
[1]
Habib Karamanî, Niğde ilinin Ortaköy ilçesinde doğmuştur.
Şerh-i âkâid okuduğu sırada, tasavvuf yoluna girme arzusu
duymuş, şöhretini duyduğu Yahya Şirvânî’ye intisap etmek üzere
Bakü’ye gitmiştir. Tasavvufî mertebeleri kısa zamanda kat ederek
hilafet almıştır.
Habib Karamanî, Anadolu’yu sürekli dolaşmış, Bayramî şeyhi
Akşemseddin ve onun halifesi İbrahim Tennûri ile münasebetleri
ve sohbetleri vardır. İskilip’te Şeyh Yavsı ile aralarında gönül
kırıcı durumlar oluşmuştur. Habib Karamanî, hayatının önemli
kısmını Amasya’da geçirmiş, orada bir çok insanı irşad etmiş;
halifeler yetiştirmiştir. 1497 yılında Amasya’da vefat etmiş,
Mehmed Paşa külliyesi içinde olan türbesi halen ziyaret
edilmektedir.
[2]
Kızıl Ahmed Bey: İsfendiyaroğullarından II: İbrahim Bey’in
oğludur. Bir ara Osmanlı hizmetine girmiş, bir süre Bolu sancak
beyi olarak görev yapmıştır. Fatih S. Mehmet, onu Mora
Sancağı’na göndermek isteyince gitmeyip önce Karamanoğlu ve
sonra Uzun Hasan’a sığınmıştır. II. Bayezid tahta çıktıktan
sonra affedilerek ülkeye dönmüştür. Ölümü 1481’den sonradır.
[3]
Bu eserin Konya Mevlana Müzesinde bulunan nüshası, Necati Elgin
tarafından ilim alemine tanıtılmıştır. Tasavvuf ehlince önemli
görülen bu eserin iki değişik nüshasının Süleymaniye
kütüphanesinde bulunduğu belirtilmektedir.(TDİA, cilt:9- s.28)
[4]
Günümüzde kısaca Taşköprülü-zade olarak bilinen ve anılan
Taşköprülü-zade Usameddin Ahmed bin Mustafa, 1494’de Bursa’da
doğdu. İlim mertebelerini başarıyla geçerek 1551’de İstanbul
kadılığına tayin edildi. Bu görevi sırasında gözleri kör oldu ve
hayatının geri kalan kısmını kitap yazmakla geçirdi. 25 kadar
eseri vardır. 1561’de öldü. Şakayık ve ekleri, Osmanlı tarihinin
önemli kaynakları arasındadır. Bu keramete bizzat şahit olması
ve muhatabının kendisi olması, bu kıymetli alimin hayatında Dâvûd-i
Halvetî’nin ne derece önemli olduğunu gösterir.
[5]
Türkiye Gazetesi, Evliyâlar Ansiklopedisi, cilt:4,
İstanbul-1992, s.418. (Ayrıca bkz. Hoca Saadettin Efendi, Tacü’t-Tevârih,
C.V, s.279-280)
Araştırmacı-Hakkı Duran 12.10.2006
e-mail.mudurnu@mudurnu.com |